Bir söylencenin izi ile...


Doç.Dr. Könül Hacıyeva

Bir söylencenin izi ile…

Hıdır Dede türbesi, Sakar Dede türbesi, Sabancı Baba türbesi, Selman Dede türbesi, Karıncalı Dede türbesi, Karakamış türbesi ve diğerleri Sakaryanın gezilecek, görülecek mekanlar olmakla beraber halk arasında hakkında deyim ve söylencelerin de dolaştığı önemli ziyaret yerleridir. Sakarya ile ilgili dikkatimizi çeken bir söylence Sakar Dede türbesi hakkındadır. Bu türbe Sakaryanın önemli ziyaret yerlerinden olmakla beraber ismini bu yöreye verdiği söylenen bir mübarek erenin uyuduğu mekandır. Bununla ilgili söylenen rivayet şöyledir: Eski zamanlarda yolu Adapazarı’ndan düşen Sakar Dede adlı bir ermiş Sakarya nehri üzerindeki Beşköprü’den geçmek isterken durdurularak kendisinden geçiş vergisi talep edilmiş. O, parası olmadığını söylemiş, karşılığında ise hakarete uğramış. Ermiş dede elini Kirazca Köyüne taraf uzatarak dua okumaya başlamış. Dua biter bitmez nehir yatak değiştirmiş ve bu mübarek dervişin gösterdiği ovanın diğer yönünden akmış. Böylece, köprü nehir üzerinde değil, kuru toprak üzerinde kalmış. Sakar Dede “Geçme namerd köprüsünden, Ko aparsın su seni, Sinme tilki gölgesine, Ko yesin aslan seni” demiş ve suya dalarak karşıya geçmiştir. Yeni yatağından akan ırmağı halk Sakarya Nehri olarak adlandırmıştır. O günden itibaren Erenler Tepesi’nin eteklerinde bulunan türbedeki mezarda uyuyan ermişin “Sakar Dede” olduğuna inanılıyor. Sakar baba türbesi de yukarıda basettiğimiz dillere destan olan söylence ile meşhurdur. Söylence ile ilgili kullanılmş olan “Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni” diye başlayan deyim Türk dünyasında yaygın bir söylem olarak Azeri ve Osmanlı sahası Türk edebiyatlarına da yansımıştır. Şöyle ki, bu deyimi Sultan İkinci Bayezid Han-ı Veli, Sefevi hükümdarı Şah İsmayil Hatayi, Yavuz Sultan Selim, Raqıp Paşa şiirlerinde başarıyla kullanmışlar. Mevzubahis deyimin Türk boyları içinde meşhur bir atasözü olarak yaygın şekilde kullanılması sebebiyle bu söylemin Türk asıllı divan şairlerinin eserlerinde de zaman zaman yer aldığını görebiliriz. Deyime 16. yüzyıl Türk şiirinde daha sık rastlamak mümkün. Bu asır Türkçenin şiirde yaygın olarak kullanıldığı, halk şiirinin divan edebiyatını önemli derecede etkilediyi devirdir. Hatayi, yazdığı bir kıt’ada mevzubahis deyimi çok güzel bir şekilde kullanarak ona ölümsüzlük kazandırmayı başarmıştır.Şiirin tamamı şöyledir:
Aşk deryasında kavvas olmasan merdanevar,
Geçme namert köprüsünden, koy aparsın su seni.
Dün benövşe seyr ede gördüm nihani geşt edir,
Dilberim eğnine giymiş bir abayi-suseni.
Şairin mürettep divanından örnek olarak getirdiğimiz kıt’ada Hatayinin deyimin birinci kısmına yer verdiğini görüyoruz. Kıt’a arap şiirinden gelen bir nazım şekli olsa da Hatayi çok yaygın olan bir halk deyimini bu şiir dahilinde başarıyla kullanabilmiştir. Hece vezninde kaleme aldığı eserlerinin çoğunda öğüt ve nasihat nitelikli satırların olduğu Hatayi burda da çalışkanlığı, emek vere bilmeyi, mertliği taktir ettiğini, namerte boyun eğmektense ölmeyi tercih ettiğini dile getiriyor. Hatta bir şiirinde okuyucusuna öğüt verdiyini kendi diliyle söylüyor.
Gel öğüt vereyim, öğüt alırsan,
Hizmet eyle gene gülü bulunca.
Hatayi nasihatlarında “kişi ikrarsız yollara bağlanmaz” deyerek insanlara dikatli, sadakatlı, cesur ve sözünün sahibi olmayı, akidesinden dönmemeyi tavsiye ediyor. İyi bir insan olmak için önce nefisten arınmak gerektiğini şu satırlarla belirtiyor.
Sil-süpür kalbini sütten beyaz et,
Öldür nefsini, şeytandan arıt,
Doksan dokuz yere çıktı Bayezit,
Haline münasip yeri bulunca.
Öğüt içerikli ayrı-ayrı şiirleri dışında bir “Nasihatname” eserinin de olması sebebiyle Hatayi Azerbaycan edebiyatı tarihinde didaktik şair olarak tanınmaktadır. Hakkında bahsettiğimiz söylemin bir halk deyimi olduğu ve Hatayinin bu deyimi halktan alıp kullandığı şüphesizdir. Eserlerinde nasihat ve öğütlere bolca yer vermesi deyimin “Hatayi sözü” olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Şöyle ki, 16. yüzyılın sonu, 17.yüzyılın başlarında yaşamış Zafer mahlaslı şair Murtezakulu Han Şamlu bu söylemi şiirinde kullanarak onun Hatayiye ait olduğuna dair ayrıca vurğu yapmıştır.
Dün benefşe içinde gördüm nihani seyr edir,
Nergisi payine salmış lal etmiş suseni.
Ram etmiş özüne senin kimi seyyadı ol,
Özüne gul eyleye ol dilberi-bedhu seni.
Yasemenler cümlesi batmış gögilen gareye
Ta ki, ol eğnine giymiş bir gabayi-suseni
Ey Zafer, bu qoftqu Sultan Hatayi sözüdür,
Geçme namerd körpüsünden, goy aparsın su seni.
Murtezakulu Han bir devlet adamı idi, divanbeyi, qorçubaşı, Kirman valisi vazifelerinde çalışmıştı. Zafer mahlasıyla yazan şairin Farsça ve Türkçe şiirler divanı var. Kaynaklarda daha çok Türk Cağatay şairi Nevayinin etkisi altında şiirler yazdığı belirtilen şairin eserlerinde Hatayi şiirinin de önemli tesiri hissedilmekte. Söylemin diğer bir şekilde şiirlerinde geçmiş olduğu daha bir edebi şahsiyet Osmanlı hükümdarı II Bayeziddir. Büyük Osmanlı devletinin başında durarak hükümdarlık yapması ile beraber hem de Türkçe ve Farsça divan sahibi olan Sultan İkinci Bayezid Han-ı Veli adıgeçen söylemi başarılı bir şekilde şiirinde kullanmıştır. Adli mahlasıyla şiirler yazan bu Osmanlı padişahı devletin düşmanlarının esir ettiği kardeşi Cem Sultana seslenerek “Kok(la)ma nadan elinde gül, al eline suseni, Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni” beyitini söylemiştir. Sultan İkinci Bayezid kendisine karşı kullanılan kardeşine bu deyim vasıtasıyla öğüt vermeye çalışmış, onu nadanlara ve namertlere fırsat vermemesi için uyarmıştır. Az önce baktığımız örnekte bize malum söyleşinin ikinci kısmının belirtildiğini görüyoruz. Temkinli ve ileriyi görebilen bir hükümdar olarak tanınan Sultan II Bayezid bu söyleşi ile Cem Sultana önemli tavsiyede bulunmuştur. Ona nadan elinden gül almamayı, sade susen çiçeğini tercih etmesini söylemekle, düşmanların yardımıyla hanedan başına gelmektense kendini sele, suya vererek ölmeğin daha şerefli olduğuna vurgu yapmaya çalışmıştır. Cem Sultanın buna cevap olarak şu satırları yazdığı malumdur.
Nice kim gözlerim ol gözleri fettan uyumaz
Gerçek imiş bu mesel, fitne-i devran uyumaz.
Azerbaycanda halk arasında çok yaygın olan bu deyim Osmanlı topraklarında da halk dilinde yeteri kadar meşhur olmalı ki, ağabey kardeş mektuplaşmasında bu kadar güzel bir şekilde kullanılmış olsun. Deyim içeriğindeki çok önemli mesajdan, tarihi ehemmiyyet taşıyan öğütden dolayı etkileyici bir deyim olduğu için II Bayezid onun Cem Sultanın kararlarında değişim yaratabileceğine ümit besleyerek şiirinde kullanmıştır. Adli mahlasıyla şiirler yazan II Bayezid Türk edebiyatı tarihinde önemli yere sahip bir edebi şahsiyet olarak tanınmakta. Şiirlerine Necati, Muhibbi, Ahi, Mesihi, Taşlıcalı Yahya ve Cafer Çelebinin nazireler söylemesi Sultan İkinci Bayezid Han-ı Velinin dönemin yetenekli şairlerinden biri olduğunu gösteriyor. Daha önce belirttiğimiz gibi, Türk şiir tarihinde bu söylemin eserlerinde rastladığımız diğer şairler de vardır. Yavuz Sultan Selimin de mevzubahis deyimi kullandığı rivayetlerde geçmektedir. Kaynaklarda Yavuz Sultan Selimin bu deyimi Ridaniye seferine giderken Konya Ereğli dolaylarında söylediğinden bahsediliyor. Onun bu sefere katılırken bir köprüden geçmek istememesi ve karşı kıyıya geçmek için ordusuyla beraber sulara dalarak şu sözleri dile getirdiyi rivayet ediliyor: “Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni, Yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni”. Bazı kaynaklarda söylemin bir efsaneyle ilgili olarak yarandığından da bahsediliyor. “Ziya Efendi efsanesi” olarak bilinen bir söylenceye göre, “Yavuz Sultan Selim İran seferine giderken Karaman-Ereğli güzergahında yer alan Ayrancı bölgesine geldiğinde akar su üzerindeki bugün “Ziya Efendi Köprüsü” adı verilen köprüden geçmek ister. Ziya Efendi ve adamlarınca karşılanıp, köprüden geçmelerine izin verilmez. Yavuz, Ziya Efendi’ye köprüden geçmek için fazlasıyla para teklif eder. Ziya Efendi kabul etmeyerek Yavuz Sultan Selim’e gözlerini kapatıp, açmasını söyler. Yavuz gözlerini açınca dağların taşların altın olduğunu görür. Ziya Efendi bu işte paranın önemli olmadığını ancak kendisini geçirtmeyeceğini söyleyince, Yavuz da “Geçme namert köprüsünden, seller alırsa alsın beni” diyerek ordusunu sudan geçirir. Sudan geçerken iki asker boğulur ve iki katır da sırtındaki erzaklarla birlikte suya kapılır kaybolur. Daha sonra Yavuz ölen askerlerin düşman casusu olduğunu, kaybedilen erzaklarınsa dul ve yetimlerden gönülsüzce alındığını öğreniyor. Deyimle ilgili bahsettiğimiz diğer padişahlar gibi Yavuz Sultan Selimin de şiir sanatına yakın olduğu, bilgili ve yetenekli şairlere rağbet beslediyi söylenir. Kendisi de şair olan Sultan Selimin daha çok Farsça şiirler yazdığı bilinmektedir. Sultan Selim Horasan, Tebriz ve Buharadan olan en seçkin şair, mimar, musikişinasları etrafında toplamıştır. Türkçe de şiirler söyleyen sultanın şiirde mahlası Selimi olarak bilinmektedir. Görüldüyü gibi, büyük bir coğrafyada Türk boyları tarafından yaygın olarak kullanılan atasözü niteliğindeki sade bir deyim tarihi olaylarda birbirine düşman kesilen hükümdarlar tarafından aynı devirde, aynı şekilde dile getirilmiş, herbirinin kendi bakış açısını ifade etmesine vasıta olmuştur. Bu durum manevi servet olan halk sözlü sanatının ebediyaşar olduğunun, tarih ve siyasetten, tüm maddi servetlerden yüksekte durduğunun göstergesidir.
Dualarıyla Sakarya nehrinin yatağını değişmeğe kudreti yeten Sakaryalı bir ermişin dilinden söylenmiş olan bu halk deyimi asırlarca Osmanlı ve Azeri sahası Türk edebiyatının ünlü şahsiyetleri tarafından şiirlerde kullanılmıştır. Bu deyimin kullanıldığı örnekler arasında yaptığımız karşılaştırma Türk fikir tarihinin ve ahlakının bütünlüğünü ve zenginliğini ortaya koymaktadır.

Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi, Edebiyat Enstitüsü, Doç.Dr. Könül Hacıyeva