Hayalleri Çalınanlar


Gülay SORMAGEÇ

 HAYALLERİ ÇALINANLAR

Çocuklar düştü aklıma;
İtilenler, kakılanlar
Kimsesiz(!)çocuklar
Sokakta unutulanlar
Sokakta kaybolanlar!…

Sokak çocukları öyle mi? Sokak mı doğurdu bu çocuğu, çocukları? Anası- babası sokak olan var mı? Hiç şahit oldunuz mu? Pekiyi; niye sokağın çocukları ve neden sokak çocukları(!)?

Dağ, bayır, nehir, ırmak;
Çocuklar için yaratılmış muhakkak.
Neden; giz, köşe, bucak?
Neden; çocuklar tutsak?

Kimi sokakta mendil satar, kimi ayakkabı boyar, kiminin yüreğinde hiç bahar yok her dem kış var.
Kolay bir iş değil bu çocuklarımıza sahip çıkmak. Ciddiyet ister. Merhamet ister. Sorumluluk ister. Her şeyden önce onları kucaklayacak ve toplumun birer ferdi olduğunu hissettirecek ve kazandıracak projeler ister. “Sokak Çocukları” bu ifade ile kazanılabilir mi? Daha baştan kaybediyoruz.
El ele gönül gönüle dertlenmeliyiz. Kayıp değerimiz olan bu evlatları kazanç haline getirmeliyiz. Şimdilik buradan yazmak ve uyarmakla dikkat çekmek boyun borcumuz. Kadir Mevla ilerde bize fırsat sunarsa kayıp (cevherlerimizi) işlemek için kolları sıvayacağımızı da buradan ilan ediyoruz.
Çocuklar düştü aklıma;
Umutları koparılmış
Sindirilmiş, aparılmış (kaçırılmış)
Hayal bile kuramayanlar
Hayalleri zorbaca çalınmış!
Kıymetli dostumuz! Güntay Gencalp’in bir anısını dinledik içimiz burkularak:
“Ankara’nın Sokak Çocukları”

O gün öğrenci aylığım bankaya yatırılmıştı. İlkbaharın orta ayı (nisan) idi. Ankara’nın havası güzel ve ben çok mutlu halimle dostum Doktor Tahid Melikzade ile yavaş yavaş sesle kah şiir, kah şarkı mırıldayarak yürüyorduk. Hava kararmıştı ama elektrik ışıkları sokakları aydınlatıyordu. Gazi üniversitesinden Kızılay’a doğru yürüyorduk. Orada neşe yapıyorlardı (eğleniyorlardı). İlgimizi çekti ve onlara yaklaştık. Gözlerimize inanamadık. Çocuklar ağacın dibine atılmış çay atıklarını yiyorlardı. Ağaçla yüz yüze karşı tarafta bir yemekhane vardı. O yemekhanenin kullanılmış çay atıkları ağacın dibine atılıyor ve çocuklar o atıkları yiyordu. Küçük yaşta çocuklardı. Birinin başını kaldırıp “ ne yapıyorsunuz burada?” diye hayretle sordum. Çocuk bana aldırış etmeden çay atıklarını ağzına teperek “açım; abi karnım aç” dedi. Sevincimiz umutsuzluğa dönmüştü. Çocukları karşıdaki lokantaya götürüp her birine birer döner alıp ayrıldık… Çok acı çekenler var hayatta!
Evet… Çok acı çekenler var hayatta!

Bu iki çocuk o gün için yüzleri gülmüştü. Ya sonrası. Kayıp işte…
Çocuklar düştü aklıma;
İncinenler, horlananlar
Kimsesiz(!) pusmuşlar
Sokakta vurulmuşlar
Sokakta unutulmuşlar!

Gülay SORMAGEÇ