Silah Sever Yerine Silah Savar Olalım


Belgin KESEMEN

 Silah Sever Yerine Silah Savar Olalım

Sivil vatandaşların kendi şahısları adına, taşıma veya bulundurma ruhsatı alarak ya da ruhsatsız olarak silah edinmesine "bireysel silahlanma" adı verilir.

Önceki yıla göre % 28 oranında artış gösteren bireysel silahlanma sonucu, ülkemizde her 10 kişiden biri silahlı. Yapılan araştırmaya göre 10.000 silah ruhsatı başvurusu içinde mazeretlerin dağılımı şöyle tespit edilmiş:

İş riski nedeniyle %35, evde bulunsun diye %21,6, merak ve hobi olarak % 16,5, avcılık ve atıcılık gerekçesiyle % 12,9, meslek gereği % 6,8, hatıra yani intikal nedeniyle % 5,2" olarak belirlenmiş olsa bile asıl silahlanma nedeni, toplumda itibar görme isteğidir.

Meslek sahibi olmayan bireylerin fazla olduğu doğu toplumlarında silah sahibi olmak; sürekli birilerinin onayını alma, kendini birilerine kanıtlama çabası içindir. Uzmanların belirttiğine göre kendi değerini başkalarının onayıyla, alkışıyla veya kabulüyle sağlayan; kendini, doğayı, hayvanları ve insanları sevmekten aciz, üretkenliği körelmiş, kısaca kendini gerçekleştiremeyen insanlarda zarar verme eğilimi artar. Silahlanma da bunun sonuçlarından biridir.

Şiddetin en uç noktalarından biri olan ve toplum sağlığını ciddi anlamda tehdit eden (ölüm, yaralanma ve sakatlanma) bireysel silahlanma tutkusu, çok yüksek boyutlara ulaşmış durumda. Bu tutkunun; acil önlemler alınmadığı takdirde, çok daha büyük boyutlara ulaşacağı ve çok büyük toplumsal problemler yaratacağı kaçınılmaz.

Silah tutkusu olan insanlar; silahlanmayı zevk, çare veya kurtuluş mu sanıyorlar acaba? Silah kullanmak, bir canlıya zarar vermek, insana nasıl bir zevk verebilir ya da bir insanı nasıl kurtuluşa götürebilir?

Silah sıkan hiç kimse yalnızca karşısındakini öldürmez, kendisi de ölür; çünkü bunun hem hukuki hem de vicdani cezası vardır. İşte hem hukuki cezadan hem de vicdani bedelden, silahı kullanan insanı da öldürmüş olur o silah.

Silah dendiği zaman aklımıza ilk gelen savaşlar olur. Dünyada savaşlar nedeniyle bir yılda ölen insanların sayısı 300 bin iken; barışın hakim olduğuna inanılan bölgelerde ise, bireysel silahlanmanın yarattığı sessiz çatışma ortamında 200 bin kişi hayatını kaybetmektedir. Hiç kimsenin hangi sebep ve gerekçeyle olursa olsun, tasarlayarak ya da taksirle insan öldürmeye hakkı yoktur. Hiçbir kanun, hiçbir insana, bir başka insanın hayatını elinden alma hakkı tanımamışken; birilerini öldürmek, mevcut olaya neden olan vakıayı ortadan kaldırmak değildir. Kaldı ki kişiler; hak ve özgürlükleri, can ve mal güvenlikleri açısından yasa ile güvence altına alınmıştır. Bunun için toplum içinde kişilerin ayrıca silahlanmasına gerek yoktur.

İnsanlar silahlandıkları zaman, var olan hukuk kurallarını ve kanunlarını çiğneyecekler ve kendi kanunlarıyla hükmetmeye kalkacaklardır. Tüm cinayetlerin ve kavgaların temelinde yatan zihniyet budur. Bu ise mevcut hukuk kurallarını ve kanunlarını hiçe saymaktadır. Aynı toplum içinde yaşayan bireylerin, herhangi bir ideolojiye bağlı olmaksızın, ateşli silahlar ve bıçaklar ile donanması sorunu, silah kullanımının “ulaşılabilir olması” sebebiyle çığ gibi büyüyor. Bireysel silahlanma, özgürlük değil; hele ki gereklilik hiç değildir...
Son yıllarda meydana gelen ve her geçen gün de artmakta olan cinayet ve silahlı olaylar da, silahlanmanın her geçen gün biraz daha arttığını ve çok ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir. Silah artışı ve kötü kullanım, kişilerin hayatlarını karartıyor ve ülkelerin yoksullaşmasına neden oluyor.

Bireysel silahsızlanma için pek çok çaba sarf edilmekte ancak; bireysel silahlanma tutkusu öyle yüksek boyutlara ulaşmış durumda ki bütün silahsızlanma çabalarını etkisiz kılmaktadır. Buna bağlı olarak temin edilmesi, taşınması, kullanılması kolay olan bireysel ve toplumsal silahlanmadaki kolaylıklar; devlet tarafından ortadan kaldırılırsa, cinayetler de büyük oranda engellenmiş olacaktır.

Ülkemizde hızla artan ateşli ya da ateşsiz bireysel silahlanma ve bilinçsizce silah kullanma sonucu yaşanan acılara dikkat çekerek "Bireysel Silahsızlanma" bilinci oluşturmak gerekmektedir. Ülkemizde, bireylerde ve çoğunlukla gençlerde; tartışan ve tartışılan, yaratıcı, etkileşimsel, öngörülü , yapıcı olma bağlamlarında "Sorumlu Yurttaş" olma bilincinin de geliştirilmesi gerekmektedir.

BELGİN KESEMEN