<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>KÖŞE YAZISI</title>
         <link>https://www.karspress.com/kose-yazisi/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[KALEM VE MÜSVEDDE KAĞITLAR]]></title>
			<description><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK kaleme aldı:]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hep düşündüm. Bir elimde kalem, ötekinde müsvedde parçası bir kağıtla... Kağıda çizilen acıların en büyüğünde ben var idim. Var olan acılar kalemin çizdiği mazi idi. Yine de tek desteğim mazimin acılarından doğacak ümitler olacak...Bu adam bu ümitleriyle sokaklarda yürümektedir. Bu sokak çıkmaz sokak mıydı? Bu sokak meçhule mi giderdi? Her şeye rağmen bu adam ümitlerine koşuyordu. Evet, her şeye rağmen ümitsizliği kalemle yenmeye çalışan bir derbeder idim... Derbeder idim, çünkü hayatım romanların en tatsızı idi. Tatsız romanımda yalnız değildim. Yalnızlığımla cebelleşirken, diğer tarafta çocuklarımı düşünüyordum. Çocuklarımı düşünmediğim zaman idamını bekleyenden farkım yoktu. Farkımız idamını bekleyen çocuklarını sırtında ben ise: kafamda taşıyordum. Taşınanlarla aynı kulvarda koşuyorduk. Aynı localarda kalıyorduk. Kaldığım ile kalmadım. Locanın kapı deliğinden yalnız bıraktıklarımı gördüm. Gördüklerim hep o kapının ardında kaldı. Hiçbir hücre, hiçbir hapishane hayatımdaki bu rezil oyunu sergileyemez. Yine de oyunun gölgesinde doğacak ümitlerimi çocuklarım için beslemeye çalışacak idim. Zaten çocuklarım için beslediklerimle yaşıyordum.Orhan’ın babası bir bavul dolusu kitap ve bir kimlik bırakmış, benimse hala bir mesleği barındıran bir hüviyetim yok. Hüviyetsiz baba iken, tabi ki çocuklarım beni anlamayacak. Ama Allah biliyor ki çocuklarımın başında onlar için çok gayret sarf ettim. Ve her zaman sarf ettiğim gayret ancak taşıyabildiğim kadar idi. Sevinç ve kederlerine de elimden geldiği kadar katıldım. Hatta hayatımda umut ettiğim bütün saadet payımı onlara devretmeye hazırım. Devredeceklerim belki kağıtlarda küflenecek ve küf kokacak. Küf koksa da bu küflü satırları yazmaya soyundum bir kere. Bu küflü satırları çocuklarım ne yapacak? Acaba bir armağan gibi kabullenebilecekler mi? Kabul etmeseler de onları eğlendirmek veya tatmin etmek için yazılmıyor. Hiç kimseyi teselli etmeyi de düşünmüyorum. Yazdıklarım tek huzurumdur. Kudurmamak ve cinnet geçirmemek içindir. Çünkü kavgam ve kavga silahım sadece yazdıklarımdır. Kavga silahını atıp kavgadan kaçan birine de benzeyemezken, her gün çocuklarım için kavgaya tutuştuklarıma da yaklaşıyorum. Kavga için ne esrarkeşler gibi akşamları, ne de korkaklar gibi hileli gölgeleri arıyorum. Tenimde aleni aydınlıklar var. Aydınlıklar herkesin gerçekleri... Ve ancak gerçeklerle başımdaki bulutlar dağılmaktadır. Bulutları dağıtmak için kalemim kırk beş yıldır yazıyor. Ama kırk beş yıldır kalemim perişan ve kağıtlarım paramparça bir durumdadır. Çünkü kalemin yazdıklarına her taraftan hücum var. Kalem ile kağıt hücumlarla haşir neşir olmaktan yoruldu. Toplum kendini sevmedi ki onlar için çırpınan kalemi sevsin. Sevilmeyen kalem, çocukları için çırpınırken belki toplum içinde mağlup ama mağlup da olsa başı eğilmiyor. Çünkü biliyor ki eğilen baş ile gerçekler kayboluyor. Kaybolmasa da sadece kabuk bağlıyor.Herhalde kalemim çocuklarının başında baba yiğitti. Çocuklarının başında kabuk bağlamamak veya kaybolmamak için her gerçeği aktarırken güneşin altında çocuklarına söylenmeyen hiçbir şey bırakmak niyetinde değildir…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/13fdc67a2d4d32ed91c24bd234ffa537.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/13fdc67a2d4d32ed91c24bd234ffa537.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/13fdc67a2d4d32ed91c24bd234ffa537.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/13fdc67a2d4d32ed91c24bd234ffa537.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kalem-ve-musvedde-kagitlar/3343/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Oct 2022 13:51:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ALLAH’IN NİMETLERİNİ MÜSLÜMAN HALKLAR YERİNE EMPERYALİSTLER YİYOR”]]></title>
			<description><![CDATA[ALLAH’IN NİMETLERİNİ MÜSLÜMAN HALKLAR YERİNE EMPERYALİSTLER YİYOR”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[23’üncü Dönem Kars Milletvekili Mahmut Esat Güven, “Dünyanın en istikrarsız ülkelerinin çoğunluğu, İslam ülkelerinden oluşuyor. Hemen hemen hepsi dünyanın en bereketli toprakları üzerinde yer almasına rağmen, Allah'ın (cc) Müslümanlara bahşettiği bu nimetleri Müslüman halklar değil, bir avuç kral, şeyh veya diktatörlerle birlikte, emperyalistler yiyor.  Geriye kalanlar ise dünyanın en cahil, en fakir, en zavallı insanlarından oluşuyor.”Emperyalistler ve krallar, emirler Müslümanların petrolünü, doğal gazını, kıymetli madenlerini yerken, halkın sofrasına da kin, nefret, ırkçılık, mezhepçilik gibi şeytani pisliklerini sunuyorlar...Artık emperyalizm, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri işgal etmeden önce, o ülkede halkı ülkenin çözümlenmemiş kronik sorunları üzerinden iç savaşlara sürüklüyor. Ülke kan gölüne dönüyor, bölünüyor ve emperyalistler daha sonra NATO veya Rusya, Çin adına sözde barışı getireceğiz diye, o ülkeyi işgal ediyorlar... Barış adına, ülkenin toprak bütünlüğü adına, asker gönderdikleri ülkeyi oturup kendi aralarında paylaşmış oluyorlar...Müslüman ülkelerdeki halkın cehaleti, fakirliği emperyalizmin bu tuzaklarına çanak tutmuş oluyor.. Anında dolduruşlara gelebiliyorlar.Neticede ülkeleri parçalanıyor, yüz binlerce insan öldürülüyor, göçmen durumuna düşüyor, zavallı insanlar Boko Haram, IŞİD, El Kaide gibi emperyalizmin güdümündeki örgütlerin zulmü altında inim inim inliyorlar... Köle pazarında İslami bir uygulamaymış gibi kadınlar pazarlanıyor ve dünya kamuoyu İslama nefretle bakmış oluyor.... Afganistan'da İslamiyet adına sürdürülen kadın haklarına bakış açısı, dünya kamuoyunda tepki doğuruyor.... Yapılan uygulamaların, İslamın kadına bakış açısıyla çakışan hiçbir ortak noktası yoktur... Tüm bu uygulamalar İslami olmamakla birlikte, aynı zamanda emperyalizmin o ülkede kriz yaratmada ki en önemli nedenlerinden biri haline gelebilir. Zaten yoksulluk ve cehaleti bir arada yaşayan ülkelerde insanlar, her an patlamaya hazır bomba gibidirler...Unutmayalım ki Arap Baharı denilen vahşetin başlangıcı Tunus'ta Muhammed Buazizi isimli pazarcının kendisini yakmasıyla başladı...Öncelikle Tunus'tan başlayan bu isyan hareketi, zamanla bütün Arap dünyasını sardı...İşte Libya ve Suriye'nin hali...Şimdilerde ABD ve İsrail, Ortadoğu ve Basra'da ki çıkarları için İran'da başörtüsü üzerinden bir kriz yaratmak istemektedirler...Mahsa Amini isimli bir kadının başörtüsü gerekçesi ile ölümü,İran'da emperyalizm tarafından krize dönüştürülmeye çalışılıyor.İran kendini İslam Cumhuriyeti olarak ilan etmiş olabilir. Ancak İran'daki uygulamalar İslami değildir... İran'da Mollalar diktatörlüğü vardır... İslam lle diktatörlük bağdaşmaz... İran, dünyadaki şii Müslümanlar üzerinden bölgede yayılmaya çalışan emperyalist bir devlettir.. Kendi çıkarları için Müslüman Azerbaycan'a karşı Ermenistan'ın yanında yer almıştır... Ancak başörtüsü üzerinden yaratılmak istenen kaosun arkasında ABD ve İsrail vardır....ABD' nin bölgede yayılması dünya açısından çok daha vahimdir...İran'da yaratılacak bir krizi dünyanın bu hali kaldıracak durumda değildir... İran'daki ayaklanmalara kadın hakları açısından önce emperyalizmin yayılmacılığı açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum Aynı şekilde Çin'in Uygur Türklerine yaptığı uygulamalar var.. Bu uygulamalarla bir millet ve İslam dini yok edilmeye çalışılıyor... İnsanlar toplama kamplarında işkenceye tabii tutuluyorlar... Zorla kadınların başı açılıyor... Sıra Doğu Türkistan'a gelince, özellikle Müslüman ve dünya kamuoyu bu konuda sessiz..Gavurların sesi Müslümanlardan fazla çıkıyor... Allah (cc), ahirette bu zulme seyirci kalan bütün Müslümanlardan ve insanlıktan bu zulme seyirci kaldıkları için hesap soracaktır..  ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/104d7ea97d7d0cee4052f4c6f33af904.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/104d7ea97d7d0cee4052f4c6f33af904.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/104d7ea97d7d0cee4052f4c6f33af904.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/104d7ea97d7d0cee4052f4c6f33af904.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/allah-in-nimetlerini-musluman-halklar-yerine-emperyalistler-yiyor/3262/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Sep 2022 21:28:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DİPLOMALI İŞSİZ…]]></title>
			<description><![CDATA[Günlerdir karşıma çıkan başıboş gezen öğrencilerin istikballerini düşünüyorum.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Günlerdir karşıma çıkan başıboş gezen öğrencilerin istikballerini düşünüyorum.Düşünürken, düşüncelerimi kime aktaracağım? Üniversiteler öğrencilerini mezun ederken sadece onları sokaklara salmaktadır. Bütün bildiğimi ve bütün idrakimi tarafsızlıktan yana kullanmak isterken, biz nasıl bir devlet olduk? Devletin mezun olmuş öğrenciler hakkındaki hususiyetleri nelerdir? Eğitilmiş öğrencilerin hususiyetlerini göz önünde bulundurduğumuzda sokaklarda dolaşan üniversite mezunlarını bulurken, eğitimin seviyesiz hale getirilişi bizi rahatsız etmektedir. Üniversiteler, mezunlarını gerektiği gibi eğitmeyip sokaklara salıverirken ve devletin onları görevsiz bırakmak başlıca kaygısı olacakken, acaba şimdi neyi mazeret gösterecektir? Devlet; üretimini durduğu fabrikalarını ve kurumlarını satarken, mezun ettiği öğrencileri işsiz bırakması mazereti olmayacak olduğunun haberini vermektedir. Peki sosyal devlet olma emrini kime tevdi edeceğiz şimdi? Bu yöneticiler ve yönetimde görev alanlar ülkede işledikleri günahlarının lanetine muhakkak uğrayacaklardır. Mezunlar bütünüyle yapılan tahribatları affetmeyecektir. Her mezun kendi bakışını yapılan tahribatlara çevirirken kendi okuduğundan ve kendi devletinden uzaklaşmaktadır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/766518c733e64b92d14f0b0a17afa194.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/766518c733e64b92d14f0b0a17afa194.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/766518c733e64b92d14f0b0a17afa194.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/766518c733e64b92d14f0b0a17afa194.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/diplomali-issiz/3164/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Aug 2022 10:38:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ARKADAŞ ARIYORUM]]></title>
			<description><![CDATA[Görüştüğüm pek çok insan vardı. Pek çoğunu tanıdım. Tanıdıklarım da benim tanımak istediklerim değillerdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halbuki tanımadan önce büyüklüklerine inanmak geliyordu içimden. Yazık. Hayal kırıklığına uğramıştım. Yeni hayal kırıklığından çıkmış gibiyim. Ruh dünyamda ani değişikler olmaya başladı. Çünkü büyük diye bilinenlerin hüviyetleri değişiyordu ve büyüklükleri küçülüveriyordu birden. Bir gün önce saygı duyduklarım, bir gün sonra beni çılgına döndürebiliyordu. Çıldırmaktan korkuyorum. Hiç kimseyi tanımak istemiyorum şimdi. Çünkü arkadaşlar birer makama çıkınca garipleşmişti. Garipler birer abesler yığınıydı benim için. Çünkü maddiyat şuurlarını parçalamıştı. Şuurumu parçalayanlardan uzaklaşmayı beklerken, yine de gençliğimi şekillendiren arkadaşları arıyordum. Aradığımı bulmaya çalışırken, aradığım eski arkadaşlardan değil de, bulduklarımdan hoşlanmıyordum. Aradıklarım saf ve temizken, bulduklarım son derece seviyesiz ve hokkabaz idiler. Para kalıplarına dayanarak çizilmiş, seviyesiz kanunların seviyesiz memurları olmuştular. Para güdümüne girmiş kara cahiller idiler. Ne idealleri kalmıştı, ne de düşünceyle idealleri anlayacak hazırlıktaydılar. Önceleri acaba ben mi büyüklük duygusuna kapılıyorum diye kendimi yargılardım. Ama yargılama sonunda görüyordum ki kendileri küçüklük duygusuyla büyümüştüler. Görmek istemediğim bir sürü vesikalarla süslenmiştiler. Bu arkadaşları elekten geçirirken, üste kalan hatıralarım ve elekten düşenler arkadaşlarım idi. Onları besleyen hatıralarımı adreslerine yazılı mektupların içinde ancak cebimde gönderemeden taşıyorum. Bu yeni şekilleriyle karşılaşırken, dehşet içinde mektuplarda saklı arkadaşlarıma saygı ve sevgiyle sarılıyorum. Sarıldıklarımı cebimdeki mektuplarda saklarken, karşılaştıklarım kepaze bir şekilde maddiyatı kendilerine slogan etmiş. Tabii ki onları dışarıda bırakıyordum. Çünkü hem hünerleriyle, hem de kabiliyetleriyle beraber sahip oldukları dinlerini de araç olarak kullanıyorlardı. Bu yeni dinleri hakikat ile yalanın ebedi ve ezelin boğuşmasıydı. Nedense yeni dindarların her hücumu ve her saldırıları para da istifleniyordu. Evet. Parasızlık ateşten bir gömlekti ama bu arkadaşlar parasızları kafir ilan edecek kadar işleri ileri götürüyordu. Bu düşüncelerle kendileri küfrün mutlak-ı içinde yeşermiş oluyorlardı. Şahsiyetli bazı arkadaşlarım edebin imanından kopmamıştı ama kopmayanlar kendi köşelerine sığınmıştılar. Edeple edebiyata sığınanlar adeta parasızlıkla terbiye ettirilip cinnet geçirmeye zorlanıyordu. Evet, şimdi köşesine sığınanları yerinde bırakırken, kimseyi tanımak istemiyorum. Ama bu çok güç… Güç olanı yerinde bırakıp kütüphaneye sığınıyorum. Kütüphanede memnun muydum? Hayır. Ben memnun değil iken, benim gibi kütüphanenin köşesine sığınanlar da memnun değildi. Onlar da sığındıkları köşelerinde saçını başını yollar ve kötü arkadaşlarına ağız dolusu küfürler ederlerdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/815bc2a1a48004e9ee3bca60f18a3866.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/815bc2a1a48004e9ee3bca60f18a3866.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/815bc2a1a48004e9ee3bca60f18a3866.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/815bc2a1a48004e9ee3bca60f18a3866.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/arkadas-ariyorum/3031/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jun 2022 13:57:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kars Çayına Zehir Akıyor Baksana! Benden Söylemesi]]></title>
			<description><![CDATA[Mehmet Zengül yazdı: “Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde esmer lekeler göremeyeceksiniz. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden söylemesi.”Sait Faik Abasıyanık, Son KuşlarŞırat( bazı yerlerde şirat); peynir altı suyuna denir. Peynir altı suyu deyip geçmemek gerek. Artık hepimizin bilgisayarı cep telefonumuz. Arama motoruna peynir altı suyu yazıldığında dünya kadar bilgiye ulaşmak olası. İnsan sağlığına olan katkısının yanında değerlendirilmesi koşuluyla ekonomiye katkısı da oldukça fazla bir ürün.Değerlendirilirse ürün değerlendirilmediğinde ise bir atık ne yazık ki.“Bir litre peynir altı suyunun doğrudan sulara karışmasıyla oluşan kirlilik miktarı, yaklaşık 3 kişinin bir günde yarattığı kirliliğe eşdeğerdir. Sekiz ton peynir altı suyunu değerlendirmeden döken bir süt işletmesi, 8. 000 nüfuslu bir kentin yol açtığı düzeyde çevre kirliliğine neden olmaktadır. “(1) Kaşar peyniri denince ilk önce eski ilçesi Ardahan’ı kapsayan Kars akla geliyor. Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan bölgede peynirciliğin yaygın olması normaldir haliyle. Öyle ahım şahım bir tarımdan söz edilemez elbette. Hayvancılık , tarımda olduğu gibi, gitgide zayıflayan küçülen aile işletmeleri aracılığıyla yapılıyor. Gittikçe çekilmez olan hayat pahalılığı tamamen bitirmezse eğer...Büyük otlakların olması nedeniyle ki, her geçen gün tarlalar ekilemez, harcı borcunu kurtaramaz hale gelmesi sebebiyle tarlaların haros’a bırakılması (ekilmeyen boş tarlaya bölgede verilen addır haros) sebebiyle hayvanların yayılabileceği, otlayabileceği alanlar büyümektedir.“Gezen tavuk” yumurtası misali. Kapalı çiftliklerde, ahırlarda sanayi yemi ile beslenen hayvanlardan farklı olarak yaylalarda, çayırlarda, meralarda, otlayarak beslendiğinden bu bölgenin süt ürünler daha doğal ve lezzetlidir.Mevzuu bu değil, peynirciliğin sanayiye dönüştüğü(sanayi deyince de akla dev fabrikalar gelmesin eskiye oranla daha entegre mandıralar kastedilmektedir) Kars'ta peynir altı suyu akarsulara doğrudan karışarak zehir saçmaya devam ediyor. Adeta şırat gölüne dönmesi, yaydığı kötü kokularla çevreye zarar vermesi Kars yerel basınında defalarca haber konusu oldu. Oldu da ne oldu, yetkililer duydu mu?Kars'ta yerel gazetecilik yapan basın çalışanlarının hakkını teslim ettikten sonra, yıllardır muhabirlik yapan Tacettin Durmuş’u anmak isterim. Defalarca bu konuyu haber yaptı. Hatta Yaşar Kemal'in “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” ünlü romanına nazire yaparcasına “Şırat Suyu Kan Akıyor Baksana” türünden haberler yapmıştı yıllar önce.Tacettin Durmuş’tan okuduğum son haber bir basın açıklamasına ilişkin olduğu için haberi diğer basın çalışanları da takip edip haber geçmişlerdir.“Kısa adı (KARÇEV) olan Kars Çevre ve Kent Hukuku Derneği’nin başkanı Av. İnan Akgün’ün peynir altı suyunun "Kars Organize Sanayi Bölgesinde kurulu bulunan onlarca süt işleme tesisinin, iki kilometre öteden borularla Kars Çayı'na peynir altı sularını döktüğü” noktada yaptığı açıklama haber olmuş. Sıradan yada yerelde kalacak, geçiştirilecek bir haber değil.“Şu anda Kars'ın bütün kanalizasyonu, kentsel ve endüstriyel atıkları Kars Çayı'na dökülmekte, hiçbir arıtmaya maruz kalmadan doğrudan Çamçavuş Barajı'na deşarj edilmektedir. Şehrin tüm kanalizasyonu, şehri 14 kilometre boyunca kat eden Kars Çayı'ndan suların azaldığı noktalarda son derece tahammül edilmez bir koku yayarak baraja dökülmektedir.Baraj suları ile sulanan tarlalarda yetişen buğdaydan elde edilen ekmeği tüketiyoruz. Aslında önemli bir endüstriyel hammadde olan peynir altı suları; sporcu proteinlerinden hayvan yemlerine, gıdadan kimyaya kadar birçok sektörde değerlendirilmesi gerekirken Kars Çayı'na akıtılmaktadır. Büyük bir ekolojik yıkıma da sebebiyet vererek doğrudan tarımsal sulamada baraja deşarj edilmektedir. “Arıtılmadan akarsuya dökülen kanalizasyonun yanında şıratın lafı mı olur demeyin!, Her akan suyun başına bir baraj yapmak marifet ama arıtma tesisi yapmak maliyet ister(!)Zihniyet bu. Kötü kokuymuş, kışın mesele değil, yaz mevsimi Kars'ta uzun değil, bugün yarın yine kar boran... Yerel veya ulusal basın yazınca azıcık konuşulur, sonra unutulur.Bir yıl önce ünlü bir gazeteci (Deniz Zeyrek) şehre geldiğinde Kars çayı’nın kenarındaki eski Rus binalardan dönüştürülen güzel otelin bahçesinde oturduğunda kötü kokudan rahatsız olduğunu belirten bir yazı kaleme alır. Hemen yanıt gelir. “Kars Atıksu Arıtma Tesisi inşaatı, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 2021 yılı yatırım programına alınmış ve ihale sürecine başlanması için gerekli izin alınmasına müteakip inşaat çalışmalarına başlanacaktır. ”Plakası 67 den sonra başlayan bir şehir değildir Kars. Kadim şehirlerden birisidir.Başrol oyuncuları Hakan Balamir ve Serpil Çakmaklı’nın oynadığı 1980’li yıllarda bir film izlemiştim. Adı”14 Numara”. Filmdeki bir sahnede adı geçen iki oyuncu deniz kenarında yürümektedir. Erkek olanı; kadına, “beni buraya neden getirdin b. k mu var burda” der, kadın şaşırır, utanır “neden getirdin” der. Adam soruyu tekrarlar. Sonunda kadın istenilen biçimde soruyu sorar. Cevap “evet b. k var, aha der, kamera ayak ucundaki nesneye zum yapar.Kars Çayına şıratta akar kanalizasyonda... Çevreciler , haberciler zum yapsa ne olur yapmasa ne olur. Kimin umurunda!“İnsan türü, diğer organizmalarda bulunmayan bir özelliğe sahiptir. Bu yıkıcı değil, dünyada oluşacak değişimleri planlayabilme özelliğidir. İnsanlar dünyanın değişmesini engelleyemez, ancak uygun toplumsal örgütlenmelerle bu değişimi daha faydalı bir yöne kaydırabilir ve belki de kendi türünün yok oluşunu birkaç yüz bin yıl geciktirebilir. “2Sait Faik 1952’de yazmış ‘Son Kuşlar’ı. Çocuklar için kötü olacak demiş ya, kuş cenneti olarak bilinen 'Kuyucak Gölü’ hayvanların otladığı bataklık haline gelmişse, getirilmiş ise ”Kars Çayı şırat akıyor baksana, Kars Çayı kanalizasyon akıyor baksana” kime diyeceksin. Kimin umurunda! Kim bakacak? Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı mı? Yoksa 14 Numara filmindeki karakterler mi?Tacettin Durmuş’tan Deniz Zeyrek’e basın çalışanları ayak uçlarındaki ayan beyan görünene “zum” yaptıkça halk da tepki verir ise “belki uygun toplumsal örgütlenmelere” hizmet eder ve “bu değişimi daha faydalı bir yöne kaydırabilir” Belli mi olur?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba7a4db6dc499a52db73ded5da1e6ace.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba7a4db6dc499a52db73ded5da1e6ace.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba7a4db6dc499a52db73ded5da1e6ace.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba7a4db6dc499a52db73ded5da1e6ace.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kars-cayina-zehir-akiyor-baksana-benden-soylemesi/3007/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jun 2022 14:36:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ocak “Bakan Özer’den engelliler için ayrımcılık daha”]]></title>
			<description><![CDATA[DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk Ocak, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in, hayat boyu öğrenme haftasında yapmış olduğu açıklamanın kendilerini üzdüğünü söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Melih ŞAHİN  Ocak açıklamasında; Bakan Özer’in engelli bireylere yönelik ayrı hizmet veren Halk Eğitim Merkezlerinin kurulacağını, iki hafta içerisinde çalışmaların tamamlanacağını ve Ankara, İstanbul, İzmir illerinde pilot bölge olarak çalışmaların başlatılacağının bilgisini verdiğini hatırlattı.Bakan Özer’in bu anlamda gerekçesinin 18 yaş üzeri engellilerin eğitimlerinde devamlılığı sağlamak olduğunu belirttiğini eleştiren Ocak, hayata geçirilecek bu uygulamanın bir ayrımcılık vakası olduğunu açıkladı.Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından yapılan açıklamayı “Nur topu gibi yepyeni bir ayrımcılık vakamız daha oldu” şeklinde eleştiren DOLUNAY Derneği Başkanı Engelliler Birim Başkanı Faruk Ocak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:Tamam anlıyoruz. Eğitim için her ne yapılırsa yapılsın, biz asla önünde durmayız. Çünkü hepimiz çok iyi biliyoruz ki eğitim, tüm insanların özgür ve eşit olanaklar da yararlanması gereken bir temel sosyal yaşam hakkıdır. İşte tam da buraya dikkat çekmek istiyorum. Özgür ve eşit olanaklar da yararlanması gereken temel sosyal yaşam hakkı. Yani toplumun tüm bireylerinin aynı olanaklarda, insan çeşitliliği göz önünde bulundurularak makul uyumlaştırma ilkelerine dikkat edilerek, planlanması gereken bir temel sosyal yaşam hakkı. Maalesef görüyoruz ki Sayın Bakan, bütünleştirmek yerine ayrıştırmayı, bir arada yaşatmak yerine bölmeyi, hayata kazandırmak yerine, kutuplaştırmayı öngörüyor.Şimdi çok merak ediyorum. Ayrı halk eğitim merkezlerine ihtiyaç olduğunu hangi analiz çalışmasının akabinde tespit ettiler? Hangi engellilik alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşunun görüşüne aldılar ki, böyle bir karar almaya ihtiyaç duydular?Mesela 80’e yakın sivil toplum kuruluşunun dahil olduğu Engelli Çocuk Hakları Ağı’nın görüşlerine dikkat edildi mi?  Bu Sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alındı mı? Ya da bir başka platform olan eğitimde eşit haklar platformunun görüşü alındı mı? Bu karar neye göre alındı? Ve nasıl uygulanacak? Bu kararlar alınırken, sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine dikkat edilmiyor madem, o zaman 30 Mart 2007 tarihinde kendilerinin imzacısı olduğu fakat yine kendilerinin uygulamadığı BM Engellilerin Haklarına ilişkin Sözleşmenin, 5, 7, ve 24. Maddelerine de mi bakılmadı? Veya 9 Nisan 2019 tarihli yayınlanan 71 maddelik nihai gözlem raporu da mı dikkate alınmadı? Veya, yüce TC Anayasası’nın 42. Maddesini de mi hiç dikkate alınmadı? Eğitimin her bireyin eşit hakkı olduğu gerçeği nerede kaldı? Nasıl bir yönetim anlayışınız var ki, birçok dünya ülkesinin bir asır öncesinde terk etmiş olduğu modeli, sizler yeni yeni keşfetmeye başlıyorsunuz? Bizler, Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda Köy Enstitüleri modeliyle liyakatli eğitim sistemini benimseyen bir ülke iken, bugün nasıl oldu da dünyanın bir asır önce terk etmiş olduğu modeli yeni yeni sisteme girdirmeye başlayacak kadar geride kaldık?Peki bugün, ülkemizin bir çok yerinde farklı özel eğitim okulları varken, farklı özel eğitim rehabilitasyon merkezleri varken, bunların sağlıklı ve donanımlı eğitim vermeleri için ne kadar mücadele ettiniz ki, bugün bir de hayat boyu öğrenme alanındaki halk eğitim merkezlerini ayrıştırmayı düşünüyorsunuz?Bir dönem, hatta çok uzak bir tarih değil. Bundan üç sene öncesine kadar.2018 yılında özel eğitim okullarının öğrenci yetersizliği nedeniyle, ekonomik bir külfet olduğu gerekçesiyle yatılı bölümleri de dahil olmak üzere özel eğitim okullarını kapatma mantığında iken, oralara öğrenci kazandırmak yerine, var olan öğrencilerin de eğitim hakkına gölge düşürmeyi tercih ederken, bugün nasıl oldu da halk eğitim merkezlerine ayrıştıracak konuma geldiniz?Bizler eğitim süreçlerinin her aşamasında, makul uyumlaştırma ilkelerine dikkat edilerek, eşit olanaklar da eğitim imkanlarının sunulmasını öngörürken, bu doğrultuda çalışmaların planlanmasını beklerken, özel gereksinimin bir külfet değil, bir farklılık olduğunu defalarca kez vurgularken, neden bugün yine farklı ortamlarda, farklı cam fanusların içerisine kapatılmaya çalışılıyoruz? Peki bunun sonu böyle nereye gidecek? Ayrı okullar, korumalı işyerleri, ayrı halk eğitim merkezleri. Söylemekten çok korkuyorum fakat bunun adı ayrı bir toprak parçası ne kadar gider.Oysaki bizler, yüce Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bütün olduğunu ve bu bütünlüğün içerisinde özgür ve eşit olanaklar da tüm farklılıklarımız da insan çeşitliliğinin zenginliğini ön plana çıkararak yaşamak gayesinde ve hedefindeyiz.Aynı şekilde evren bir bütündür. Farklılıklar, asla eşitliğe ve bir bütün olarak yaşamaya engel değildir. Hazır bu konudan bahsetmişken, son günlerde kişinin kendisine karşı olan önyargılarından kaynaklı bir şekilde bazı özel eğitim okullarında ki öğrenci velilerinden de kulağımıza gelen ve hoş olmayan ayrımcılığa zemin hazırlayacak taleplerin olduğunu da üzülerek görmekteyiz. Bunlardan bir tanesi sadece ilk ve orta dereceli kademelerde değil, lise aşamasındaki eğitimde de ayrıştırılmış özel eğitim beklentisi içerisinde olduğunu, hatta bu konuda bazı özel eğitim okul müdürlerinin desteğini alarak, belli belirsiz dilekçelerin altına imza toplayan bir grubun olduğu da bilinmektedir.Buradan bu düşüncede olan velilere ve engelli Yoldaşlarıma da şunları özellikle hatırlatmak isterim.Yaşamın her aşamasında cam fanusların içerisine kapatılacaksak, o zaman evrende yer almamızın mantığı nedir? Neden buradayız? Niye yaşıyoruz? Diğer insanlardan ne farkımız var? Kimiz? neyiz? Öyle anlaşılıyor ki, liyakatla değil de,inisiyatifle göreve gelen yetkililer, bu tür ayrıştıran taleplerden etkileniyor.Yazık, gerçekten çok yazık. Şayet bu durum böyleyse, seçilmiş ve atanmış bürokrasimiz uluslararası sözleşmeleri, kanunları, yasaları bir kenara bırakıp alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini dikkate almayıp, belli belirsiz dilekçelerin altında imza toplayanları dikkate alıyorsa gerçekten çok yazık. Eğitim sisteminin vay haline. Tabi bir de bu tür dilekçelere destek veren özel eğitimcilere de aynen şunları söylemek istiyorum. Siz nasıl eğitimcisiniz ki, bütünleştirici modelin haricinde ayrıştıran bir pozisyona destek verebiliyorsunuz?Hadi eğitimcilikten de geçtim, bu nasıl bir insanlık ve eşitlik bilincidir? Bir de eğitimde ayrımcılık odaklı kararlar alan bürokrasimize özellikle sorulması gerekiyor ki, madem böyle engelli bireylere yönelik özel hizmetler vermeyi öngörüyorsunuz o zaman, yıllardır talep edilen, sorunların çözümü hususunda etken rol üstlenecek olan Engelsiz Hizmetler Bakanlığı talebine neden kulak tıkıyorsunuz?Oysaki bugün bir engelsiz hizmetler bakanlığı olsaydı ve tüm kurumlarda, engelli bireyleri temsilen cinsiyet eşitliğine dayalı engelsiz hizmetler birimleri oluşturulmuş olsaydı, daha doğru analiz çalışmaları gerçekleştirip daha özgür, daha eşit ve daha erişilebilir yaşam olanakları dizayn edilmeye çalışılırdı diye düşünüyorum. En azından o zaman anlardınız ki, gerçek anlamda eğitimde ayrı kurulmuş Halk Eğitim Merkezlerine mi ihtiyaç var yoksa bütünleştirilmiş ve makul uyumlaştırma İlkeleri ile desteklenen bir eğitim modeline mi ihtiyacımız olduğu, daha açık ve net bir şekilde tespit edilmiş olurdu. Bir an önce engellilik alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının ağ ve platformların bu ayrımcılığa karşı bir araya gelmesi ve bu ayrımcılıkla mücadele etmek için harekete geçmesi gerekiyor.Seçilmiş ve atanmış bürokrasimizden beklentimiz ise,  bir an önce bu ay restoran modellerin uzağında temel sosyal yaşam hakkı olan eğitim ve diğer hak alanlarında, halk öznelerinin makul uyumlaştırma doğrultusunda hizmetlerden yararlandırılması amacıyla, yine konunun doğrudan muhatabı olan engelli hak örgütleri ile istişare içerisinde yeni modeller planlanmasını ve yukarda belirttiğim gibi, bu ayrımcılık kokan kararlardan uzaklaşması ve bu ayrımcı kararlara son vermesi gerektiğini bekliyoruz.Yaşamın tüm alanlarında, bütün hak özneleri için, özgürlüğün ve eşitliğin hakim olduğu yarınlara özlem duyuyorum dostlarım…”                ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/3389a68ac01c670ea7ab9df491d84a0c.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/3389a68ac01c670ea7ab9df491d84a0c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/3389a68ac01c670ea7ab9df491d84a0c.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/3389a68ac01c670ea7ab9df491d84a0c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/ocak-bakan-ozer-den-engelliler-icin-ayrimcilik-daha/2985/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jun 2022 11:05:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[MEMLEKET VE DÜŞÜNEN VATANDAŞ]]></title>
			<description><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engeliler Birim Başkanı Faruk Ocak (Köşe)]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Memleketimde düşünenler gittikçe azaldı. Azalan düşünenler ne sunuyor? Sunduklarıyla ilgilenen de yok... Belki bir avuç şeker fırlatsalar, kapmak için koşanlar olacaktır. Aslında helva sunuluyor ama kimse farkında değil. Farkında olmadıkları için düşüncenin tadını bilen de yok. Evet, yurdumda herkes değişti. Yazar değişti, okuyucu değişti. Amenna, değişmek zorundayız. Ama değişim bir takaddüm olmalı derken, geride mirastan kalanları da unutmamak gerekir. Çünkü geçmişin mirası bir avuç toprak parçası değildir. Bu miras süzülerek damıtılmış bir özün özüdür. Genişletsek hem geçmişin özünü, hem de önümüzdeki takaddüme açılan yolu genişletmek... Ama genişletme değil de daraltılan yollarla önce kolumuz koptu, sonra kafamız... Kopan kafaya ne yeni bir ayak bulabildik, ne de yeni bir kol. Trajedimiz büyük ve dramı da buradadır. Trajedimiz yarı yolda kalmaktır. Ne yazık ki hepimiz yarı yoldayız.Halbuki bir zamanlar bize ait vasıflarla biz de vardık. Biz de dünya haritasındaydık. Ve haritada en göz önünde olanıydık. Bizi tanıyanlar çocuklarını ninnilerimizle uyuturlardı. Bu ninniler ne korkutucuydu ne de dehşetleriydi. Tek kelime ile bize duydukları sevgiydi. Bu sevgi hala bazı coğrafyalarda hayat hikayemiz olarak dilden dile dolaşılarak anlatılır. Ama ne var ki tuzaklarla bizi medeniyetten kopardılar. Büyük devletin ideallerinden koparanlar, küçük devletin arka odalarında bizi tekrar diriltmeye kalktı. Ama diriltme yabancı hafiyelerin gözetiminde akmaya başlıyordu. Konuştuklarımız ve düşüncelerimiz bizden önce yabancı ajanların sansüründen geçiyordu. Kimse onların izni olmadan ne düşünebilirdi, ne de konuşabilirdi... Tarihimizin kökleri kesilirken, bizi ilimden ve çocuklarımızı bizden uzak tutarak, kuşaklar arası irtibatı kestiler. Ve çocuklarımız yeni öğrendikleriyle kafeste kuş olup, yabancıların kafeslerine doğru uçuyorlardı. Çünkü çocuklarımız bize değil, başkalarına taklit ettirilmeye zorlanmaktaydı. Başkalarını taklit muhabbeti başını alıp giderken, çocuklarımız bizim değil de başkalarının orijinali oluyorlardı. Açıkçası masumiyetimizi facialarıyla bize ödetiyorlardı.Masumken, tutukladılar olmadı, işkenceye tabi tutular olmadı, en sonunda bizi ölüme mahkum ettiler. Ama ölmekle de bitmiyorduk ki…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/0cda80a82f46e662dbb211c30dfbf28c.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0cda80a82f46e662dbb211c30dfbf28c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0cda80a82f46e662dbb211c30dfbf28c.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0cda80a82f46e662dbb211c30dfbf28c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/memleket-ve-dusunen-vatandas/2850/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Apr 2022 16:10:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ESKİMİŞ BOHÇALAR]]></title>
			<description><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK (Köşe)]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dün eski müsveddeleri karıştırdım. Müsveddeler eski bir bohçada önüme serildi. Bohçadaki elbiseler, modası geçmemiş olarak karşımda durdu. Her günkü tazeliğini koruyarak çıktı karşıma.Bu merakımla geçmişimizi bir kere daha karıştırdım. Bu karıştırma az da olsa geçmişe karşı merakımı arttırdı. Tatmin etti mi? Evet, tatmin olduğum bohçada bol hasat vardı. Bol hasat kültür dünyasında dolaşılarak toplanmıştı. Okuyunca kendi yazılarımla nefes alıyor ve düşündüklerimle rahatlıyordum. Zaten düşünmeden aynı kültürüyle kalmak hiçbir işe yaramıyordu. Evvela yazılar yabancısı olmadığım bir bohçanın konularını didikliyordu. Beynimi didiklerken, kurtuluş kuşağı ve o kuşakla beraber kurtuluşa sevdalılar... Sonra, kurtuluşa engel olanların uzun süren tarihinin bize sunduklarını gördük… Hangisini ne zaman okuyacağız? Nihayet dost sanılanlarla yapılan antlaşmalar... Ve antlaşmaların akabinde doğan tartışmaların arkasında ucu hep açık kalan tenkitler... Tenkitler haklılık payımızı artırırken, gizli antlaşmalar boyuna kopan filmlere benziyordu, Daha doğrusu kopuk, kopuk bırakılan antlaşmalarla bazı kısımlarını görmediğimiz filmlere benzetiyorduk. Bir filmin ortasında seyretmeye başlayıp veya film seyredilirken ikide bir sigara molası verip filmi parça parça seyretmeye zorlanıyorduk. Biliyoruz ki çağımız zoraki görsel bilgilere dayandırıldı. Bize gösterilen görsel bilgiler, bizim istediğimiz veya bizim hayrımıza değilken, adeta zoraki başıyla ve kesik sonuyla bize gösterilmekteydi. Bu bizim isteğimiz dışında cereyan etmekteydi... Bu tarihi sürecin kabul edilmeyecek ihmalleri var iken, neticeleri de ortadaydı... Neticelerin bize öğrettiği, bazıları kendi halkına karşı haydutluğu meslek edinmişti… Vatandaşın yabancıların tımarhanesine teslim edilmesi halk için çok hazin idi... Kendi vatandaşının ciğerini ve etinin kemirilmesine izin çıkartmak anlaşılmaz bir duygu olmakla birlikte tescilli hıyanetti... Açıkçası değişen tarihimizle ve değişen her iktidarla beraber canımızdan birer parça teslim etmek canımızı yakmaktaydı. Bu gidişatın hangi eller tarafından yara sızısına çevrildiğini tahmin edebiliyorduk.. Daha doğrusu bu gidişatın yara sızısına çevrilişi düpedüz birilerinin eline yağlı ekmek vermekteydi. Bu gidişatla şartlarımız kötüleştikçe yağlı ekmek büyümekte ve yara sızısı da onun oranında büyüyüp daha çok kanamaktaydı... Ama ne yazık ki bu gidişatı yağlı ekmek yapıp bavullarına yerleştirenler başımızda bir alay imtiyazlı yarattı. Evet, bizler günün gerçeklerini güneşin ışığında göremiyorsak, güneşin ne günahı vardı. Ne yazık ki güneşe açılan bohçamda hep aynı sıkıntılar. Sıkıntılar bildiklerini yazmaktan korkmak mı idi? Bildiklerimi yazmaktan korkar mıydım? Hayır. Gerçeklerim suya, havaya ihtiyaç duyduğum kadar hayatımın birer parçasıydı. Daha doğrusu bohçamda inandığım gerçekler bağlıyor beni hayata. Gerçeklerim fırtınalı... Fırtınalarıma söz geçirmek isterim. Zaten yaşamım, fırtınaya kapılmak değil, ona söz geçirebilmek... Söz geçirdiğim fırtınalarım boşuna yangınlar çıkarmaz... Halaylarla başlayan yangınlara her şeyimi attım. Ama bir şey unutuyordum, insan yangınlarda çıplak çıkmamalı... Bense meydana çıkmıştım bir kere... Kavgaya ve yanmaya davet ediyordum herkesi... Benim kavgam bir delinin hayat hikayesi değil. Benim anlattığım bir yazarın hayat hikayesi... Ama yine de hikayelerimin yetmemesinden korkuyorum. Ve korkularıma pervasızca daldım. Bu görevi yiğit ve dürüst aydın yazarlar gibi gözümü kırpmadan üstlendim. Karşılaşacağım bütün tehlikelere rağmen, ne kapitalizm, ne de sosyalizm kapalı kalmamalıdır derken, dinleri de eklemiştim. Aksi bir fikir, aksi bir ideal hayatımda yer almazdı zaten. Bilime aşık iken, ilimlerin pasaportunu cebimde taşıyordum. Ve pasaportumla hayatımın arenasında sağ ve sol meclislerine dalmıştım. Daldığım kapılarda eli mızraklı nöbetçilere rağmen düşünce fenerimi aydınlatmıştım. Ben Herkül değildim ama inancım ve felsefem beni cesaretlendiriyordu. Bu cesaretli felsefemle ne sorumsuz kalabalıklara, ne de cemiyetlere benzemediğimi anladım. Onlara benzemediğimi ve yanlışlıklarını bütün saldırılarına rağmen cesaretle haykırdım. Bahis konusu olan bir ayaklanma, bir başkaldırı, bir isyan idi elbette... İsyankar ama kötü niyetli değildim. Olmaz dediğim haksızlıkları açıktan açığa yüzlerine haykırmıştım. Adalet terazisini kalbimin derinliklerinden söküp atamaz iken, ne yağlı ekmek, ne de şan şöhret mefhumunu hatırımdan geçirmiştim. Sadece kalabalıklara gerçeklerimi ve şerefimi teslim etmek istemiyordum. Zaten derdim çobansız rahat etmeyen sürüler... Kabullenmediğim, yerde sürünenler ve dört ayaklı olanlar... Ki onlar da bütün hakaretlere ve zilletlere kendilerini alıştırmışlardı. Açıkçası benim derdim çizme yalayanlar idi. Ama çizmesini yalayıp arkasına takıldıkları hep habisler ve yılışık olanlar idi... Beni kahreden adaleti hayal eden her yazar gibi bunların yaptıkları ıstırap oluyor...Ama belirttiğim gibi bu kader benim payıma düştü. Ve o kaderimden de kaçamayacağım. Ancak koştuğum yollarda iz bırakmak için tohum atacağım ki arkamda yeşillensin. Şüphesiz yine vahşi ormanlarda dolaşacağım ve belki yine kötü kaderlerle karşılaşacağım ama geri dönmek arzusunu içimde hep taşıyacağım. Bilsem ki önümde pusu kuran düşmanlarım var yine de her ihtimali göze alacağım ve cesaretle adalet yolundan yüzümü çevirmeyeceğim...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/7df17fd067c36f033cdb65f2cf56004e.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/7df17fd067c36f033cdb65f2cf56004e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/7df17fd067c36f033cdb65f2cf56004e.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/7df17fd067c36f033cdb65f2cf56004e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/eskimis-bohcalar/2658/</link>
			<pubDate>Sat, 12 Feb 2022 08:41:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ATALARIMIZ VE BİZ…]]></title>
			<description><![CDATA[Batı daima Batı idi. Batı Fransa ve Alman idi. Batı Enver paşayı aldattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneğ Engelliler Birim Başkanı FAruk OCAKBatı daima Batı idi. Batı Fransa ve Alman idi. Batı Enver paşayı aldattı.Yoksa kış ortasında Enver paşanın Sarıkamış’ta ve Kafkaslarda işi ne idi? Ve sonuç yüz binlerce şehit... Cumhuriyeti kuranları da İngilizler ele aldı. Altı yüzyıllık devleti kuranlar kovuldu. Ve Ortadoğu petrolleri bütün zenginlikleriyle İngilizlere hediye edildi. Peki Batı kimdi? Batı, kıyıcılıktan ve kayırıcılıktan başka hüneri olmayan kaba nazikler... Biz kendimizi Türklüğün ipiyle de assak, kaba nazikler Türk’ün ipinden korkar. Ölü de olsak, ölümüz bile imparatorluğun bakiyeleri... İmparatorluk Türklüğün gürzünü eline almıştı. Türklüğün gürzü ağırdı ve izleri derindi. Derin izler Batı'nın putlarını tekmelerken, Avrupa şaşkın idi. Kendilerini bozgundan bozguna uğratan Türklüğün güç ve esrarlı kuvvet ne idi? İşte bu sırrı çözmek için Avrupa devletleri birleştiler. Birleşenler kendi zilletleriyle mağlubiyetlerini geçirdikten sonra ihtiyarlayan Osmanlının zaaflarını buldu. Keşfettiği Türklüğün merhameti ve civanmertliğiydi. Avrupalı artık Osmanlıyı çözmüştü. Çözdüğünü savaş meydanlarında değil de, Hürremlerin yatak odasında kazanmıştı. Zavallı bizler, Avrupalı alınmasın diye şimdi imparatorluğun çocukları olduğumuzu bile saklıyoruz. İmparatorluk hazinemizdi ama hazinelerimizi saklıyor ya da yok etmeye ant içiyorduk. Düşmanımız olan Avrupalının putlarını takdis ediyorduk. Putlarını hayranlıkla benimsiyor ve kucağımızda büyütüyorduk. Evet, her yeni kurulan devlet kendinden önce yapılanları bozmakla işe başlar. Kendi varlığını kabul ettirtmek bu şartı ama biz çok aşırı gittik ve atalarımızı hain diye adlandırdık. Hatta Türk olmadıklarını sayıklamaya başladık. Ve Türkçe konuşmadıklarını söyledik. Peki Atatürk Osmanlı medreselerinde okuyup konuştuğu Türkçe değil miydi? Peki Osmanlı harfleriyle yazılan Nutuk Türkçe değil miydi? Aslında aslını inkar eden dalkavuklardı ve devletin sırtından refah elde etmek peşindeydi. Dalkavuklarla ülkede demokrasi ölmüştü. Ölü demokrasi; siyasetin içinde çöplüklere atıldı. Ömer’in adaletini öldüren siyasetçilerin cüzdanında ne İslam kalmış, ne de cumhuriyetçi Eflatun’un Aristo'su. Halbuki hepimiz demokrasi adına doğacak adaletin hayallerine kapılmıştık. Güya ülkede demokrasi adına demokratik devirler olacaktı. Çünkü bize demokrasinin değerlerine inanmanız gerekir diyorlardı. Ama yaşayarak gördük ki değer dünyası demokratik devirlerini çoktan kaybetmişti. Kaybolan demokrasiyle beraber özgürlüktü. Ve dayanma noktası: eşitlikti. Ama ülkedeki vatandaşların hepsini kapsamayan eşitlik, eşitlik değil ancak dalkavuklara imtiyazdır. Eğer hürriyet kanun tarafından ciddi bir kayıtla uygulanmaya alınmamışsa, söylenen ve söyleneceklerin hepsi yalan olur. Yalan olur çünkü eşitlik diye haykıran dalkavukların hepsi hürriyet ve eşitliği kendileri için isterler. Hür olmak demek her türlü cehaletten ve türlü sefaletten kurtulmak demektir. Gözleri görmeyene güneş ışığı ne ifade eder idi? Daha doğrusu gözleri gören vatandaşa güneş ışığının bir kısmı değil tamamı lazımdır. Açıkçası ve daha doğrusu vatandaşa lazım olan hürriyetin bir kısmı değil, hürriyetin tamamdır. Eğer halk işsiz ise, işsizler kendilerine verilen çalışma hürriyetini ne yapsın. Çalışma hürriyeti verilmiş ama ortada çalışılacak iş yok… Üretici fabrikasız, esnaf sermayesiz olduktan sonra istediğin kadar üreticiye ve esnafa çalışma hürriyeti bahşet neye yarar. Aslında gerçek hürriyet; her vatandaşın kullanabileceği kuvvettir. Yeteneklerimizi verilen hürriyetin hakimiyetinin himayesi altında geliştirirsek, ancak“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü gerçekleşmiş olur. Aksi takdirde felçli kişilere kaldırımlarda yürüyebilirsiniz diye kanun çıkartmak yetmez.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/e52872b34e3797bb256a89581856d315.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/e52872b34e3797bb256a89581856d315.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/e52872b34e3797bb256a89581856d315.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/e52872b34e3797bb256a89581856d315.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/atalarimiz-ve-biz/2557/</link>
			<pubDate>Tue, 11 Jan 2022 11:44:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DOĞU’NUN AŞK GERÇEKLERİ]]></title>
			<description><![CDATA[Aşk Doğu’da daima yaşar]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK:Aşk Doğu’da daima yaşar. Aşk orada yaşayan zihinlerde... Zihinlerin anlattığı güzel resimler... Resimler şahane bir yaşamın kitabı... Doğu’da aşklar lekesiz olmak ister ama lekesizler ancak kitaplarda... Kitaplardaki aşkların hepsi ihtiraslar sonucu da olsa kadınlar aşkın kurbanı... Kurbanların kalpleri her hırsızın sokulacağı duvarları alçak ve kapıları açık kapılar... Herkes kadınların aşkı sevdiğine verir bunu. Doğu’nun seven kanunlarında kalbi naif kadınlar ancak aşkla sevimli... Kanunlarında kalbi zarif Doğulularda aşk Leyla ve Mecnun’dur. Ve her Mecnun Doğu’da aşkın odasına ayaklarının ucuna basarak girer. Ayakucuna basarak girse de Leyla’nın aşkı, Doğululara facia... Ve facia kalplerine yerleşip uykularını kaçırıyor. Vebal altına girmemeyim diye hiç kimseyi kendilerine aşık ettirmiyorlar. Ve onlar başka kimseye aşık olmuyorlar. Aşka bulaşanlar Mecnun gibi Leyla’yı kendilerine bir eş yapmak istemiyorlar. Eş yapmak şöyle dursun yüzüne bakmak bile utandırıyor aşk delilerini. Bu deli divaneler hep aşk delisi Mecnun gibi… Mecnun, akıl ve mantıktan uzak sadece hisleriyle aşık… Hisleriyle aşkını çok edebi cümlelerle derin jestlerle aşkını konuşturuyor. Aşkını konuşturmayan kadınların Doğu’da kafası çok yavaş işliyor. İçiyle ve kafasıyla kendi kendisiyle sadece hayal kuruyor. Hayallerle Doğu’da aşkı başka bir şekilde yaşarmış. Yaşar ve her şekliyle şımartmamış kadınları... Sonra İngiltere Hindistan da yaşayan aşkları merak ediyor. Ve orada yaşayan aşkları öğreniyor. İngiltere olmasa Doğu’yu ve Doğu’daki aşkı hiç tanımayacağız. Aslında İngilizlerin Doğu’da akıllıları nasıl akılsızlaştırdığını hep merak ettiğimdir. Çünkü Doğu, İngiltere’ye taşınan meçhul ülkelerin ülkesidir. İngilizlerin anlattıkları öyle aldatıcı ve öyle sisli ki ancak sisleri dağıtabilirsek, gerçek Doğu’yu öğrenebileceğiz. Öğrendiğimiz İngilizler Doğu’da aşkı ve aşıkları değiştirdi... Şimdi Doğu aşık olmaktan ve aşkı yaşamaktan kaçıyor. Belki dikkat etmedik, sevgş olmadıktan sonra aşktan mahrumlara hep bir yara sızısı... Değişen ruhlarıyla ve sevmemekle allak bulak olurken, zaten aşk olamazdı. Açıkçası İngilizler Doğu’da aşk hayatını basite indirerek alay etmekte… Ve alaya alınan herkesi sevgisizliğe sevk etmektedir. Zaten çağın şehadeti; aşk yerine sevgisizlik olduğunu ispatladı. Doğu’da insanlık aşkın ikinci plana itildiğini haykırmakta ama gerçeklerin önüne geçememektedir. İsyan da etse ancak alay konusu kendisi olmaktadır. Açıkçası Doğu’da aşk bir tuzağın içinde... Bu tuzak sanatsız ve edebiyatsız aşk... Bu tuzak aşka saygıyı unuturdu. Çünkü İngilizlerin yarattığı deli divane aşık olmayı göze almaktansa sahip oldukları değeri sevgisizliğe teslim etmek daha kolay oldu. Kabahat aşkta mı? Sevgisizliğin yaratığı günah dolu hayatı aşıkların omzuna yükledikten sonra aşıklar deli divaneler gibi suçlu oluyorlarsa insanlık yanlışlarla dolu bir felaketin içindedir demek. Demek ki kıyametin arifesindeyiz ve aşkla deli divane suçlusu olmaktan kurtulmak için sevmemek gerekmektedir. Ve sevgisizlik sadece sömüren İngilizlere çizgilerini gösterirken, kin ve nefretiyle sömüren İngilizlere nasip olacaktır. Ve hayat yine deli divane olmaktan utanan Doğuluların karşısına İngilizler çıkaracaktır. Ve İngilizler sevgisiz ve sanatsız bir de aşkı unutan Doğu’yu kolay sömürmektedir...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/10c8a37510d838c117db5a1e2bb49caa.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/10c8a37510d838c117db5a1e2bb49caa.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/10c8a37510d838c117db5a1e2bb49caa.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/10c8a37510d838c117db5a1e2bb49caa.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/dogu-nun-ask-gercekleri/2541/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Jan 2022 09:32:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DEVLET KAN KAYBETMEKTEDİR!]]></title>
			<description><![CDATA[Düşünmek... Düşünce üretmek... Üreten düşünceyle idraki uyarmak… Ve uyanan düşünceyi başka düşüncelerle karşılaştırmak…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK:Düşünmek... Düşünce üretmek... Üreten düşünceyle idraki uyarmak… Ve uyanan düşünceyi başka düşüncelerle karşılaştırmak… Karşılaşan düşüncelerle güreş başlayacak… Çok düşünen galibiyete yakın olacak… Ve galip olan mağluba düşünme artık, diyecek.., Artık yerine ben düşüneceğim, diye belki kulağını da çekecek.Biz güreşmekle değil, düşünmemekle mağlup olduk. Asırlardır ülkede ne bir düşünür, ne de düşünmeye cesaret eden var artık. Aslında ben nihayetinde iki düşünürle tanışma şansına eriştim. Biri Amerika’da eğitimlerini birinciliklerle tamamlayan Oktay Sinanoğlu, diğeri Cemil Meriç… Oktay dönüşünde ülkesi için çabalarken, düşünmeyen toplumundan ne bir taraftar, ne de arkasına takılan bir kalabalıkla karşılaştı… Cemil Meriç’i de ancak öldükten sonra okumaya ve okutmaya başladık. Öldükten sonra mezarları saraya çevirmek ne işe yarayacaktı ki? Saraylar, sarhoş ve ayyaşların sığınağı…Saraylara özenen devlet gönden güne zayıflatılmakta artık.. Niçin saklamalı yabancıların kucağına atlamakla başladı kan kaybetme... Temellerini Atanın ölümünü sabırsızlıkla bekleyen İnönü'ydü zaten... İnönü devleti Amerika kucağına atıktan sonra başlatılan inkılaplar ve Özal’la lüks gösteriş adeta yabancıların himmetiyle zirve noktasına taşındı. Ve lüks hayat içinde borçlanarak beslenen bir neslin çocukları olduk. Tüketim için beslenen bir neslin çocukları bir başkasının ürettiğini bir sınavdan diğer bir sınava koşar gibi tüketirken başı sarhoşlukla döndü kaldı. Başı dönen lüks meraklıları üretici devletlerin yevmiyeli uşağı olurken, bulunduğu mevki ile de iftihar etmeye kalktı. Bu şeref değil adeta bir esaret madalyasını taşımaya razı olmaktı... Madalyalı hayatını idame ettirmenin tek şartı da baş eğmek idi. Çünkü elin adamı kimseyi babası hayrına beslemezdi. Besleyenler ülkemize göz dikerken, halk da yabancıların ürettiğiyle beslenirken, o da kan kaybetmekten pay sahibi oldu… Halk sadece ihtiyaçlarıyla, hükümetler de lüks yaşamlarıyla günahtan pay sahibi olmak için adeta yarışa başladı… Ve ülkede bu paydan nasiplenen sözüm ona adı da aydın olanları çoğalttı. Çünkü yabancılara uşaklık edenler ancak ülkede aydın sayılmaktaydı ve yabancıların zırhıyla da korunmaktaydı.Kendimize dönmekten de korkuyorduk artık. Halbuki medeniyetlerini hareket halinde kendi ayaklarıyla yürüyenler buluyordu. Kendi medeniyetini düşünenin kafası vardı. Kafası ve kalbi antlaşma içindeydi. Biz ise: kafamızı yabancıların kucağına yasladık ve kalbimizi de onlara teslim ettik. Kendimizi okyanusun sularına bırakırken, hangi kara parçasında duracağımızı bilmiyoruz şimdi. Ne yazık ki oyun önceden yazılmış ve bağlanan gözümüzle ite kaka oyunun sahnesinde kulağımıza fısıldanan kelimeleri düşünmeye fırsat bulmadan gerçekleştiriyoruz. Müttefike karşı vazife imiş! Bizim kendimize karşı vazifemiz yok muydu? Dünyanın çobanı olacağım diyenler her gün değer levhamızı yazıp bozarken, doğruluk ve yanlışları ölçecek kıstasımız ne olacaktı? Hükümet mi? Hükümet var mı? Menfaatperestlerin, tesadüflerle bir araya getirdiği çıkarcı topluluk Ankara’nın büyük millet meclisinde karşılaşmış. Evet, karşılaşanlar yabancını zırhıyla korunan tavizkarlar… Ve tavizkarlar çocuklarıyla korunmakta… Onları koruyanlar ülkemizde bizi ve çocuklarımızı sümüklü böcek gibi ezecek bir kuvvete erişti artık. Ama onlardan önce yöneticilerimiz bizi ezmekteler… Açıkçası bugün iki cinayeti birden işleyebilenlerle karşı karşıyayız…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/69b82fd01ff87f85a995980deebdfdc2.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/69b82fd01ff87f85a995980deebdfdc2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/69b82fd01ff87f85a995980deebdfdc2.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/69b82fd01ff87f85a995980deebdfdc2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/devlet-kan-kaybetmektedir/2461/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Dec 2021 17:21:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BU TOPLUM BİZİM Mİ?]]></title>
			<description><![CDATA[Ne güzel hasletlerimiz varmış. Hepsini çöpe atmışız. Bir vakıflar sistemimiz varmış. Ve sistemin doğurduğu insanlık…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK yazdı: İnsanlığımız zenginler fazla olan malı mülkü fakirler için vakıf edermiş… Ve zenginlerle fakirler birbirinden faydalanırken, vakıflar birlik ve beraberliğin çimentosu olurmuş… Bizden başka herhangi bir sistemde bu birlik ve beraberlik yokmuş… Tabi ki birlik ve beraberliğin çimentosu insanlık için ayaklanan vakıflar… Yabancılar birlik ve beraberliğimize karşı şaşırırmış. Şimdi de biz şaşırmışız çünkü haram para kazanan para babaları sadece makam ve mevkiler karşısında saygı görmekte... İster fahişe ticareti yapsın, isterse faiz babası olsun para kazanıyorsa saygı görmektedir. Kim kimin ciğerini sökmüş önemli değil, her türlüsünde haramzade baş tacı. Fakir vatandaşlar şaşkın. Çünkü hakkını arayan adli makamlar kayıplarda… Adil olmayan yöneticiler çıldırdı, toplumsa şaşırdı… Çünkü parayı şahsiyetin önüne koyanlar ayakta, fakir fukara cinnet çukurunda… Evet yönetici vardır, vatandaşına hizmet eder. Yönetici de vardır vatandaşı yolmak için köşe başında yolunu beklermiş. Kimi de vatandaşını toplumun en şerefsiz bireyi yaparmış. Adeta vatandaşına kenef süpürtmekten zevk alırmış. Bugün zevk peşindeki yöneticiler vatandaşın hizmetinde değil, vatandaş da devletin emrinde değil. Yönetici zorba ve vatandaş da zorlanan ve coplanan... Fakir fukara vatandaş neyi anlayacak ve neyi anlatacak? Aç kalan vatandaş sesini yükseltmek istedikçe zorbalar gırtlağına sarılmaktadır. Gırtlağından tutulan vatandaş da tabii ki zorba karşısında korkacak ve sesini de çıkarmayacaktır. Sesiz sedasız vatandaşın, korkudan konuşacak hali mi olacaktır? Zorbalıkla bin bir kalıba bürünen yönetici bir de vatandaşı teselli etmeye çalışıyormuş. Neyin tesellisi bu? Bu teselli, kendi vatandaşını en pespaye, ve sesiz sedasız bırakmanın tesellidir... Toplumda zorbalıkla vatandaşını mazlum bırakanlar vatandaşın halinden anlayamaz ki... Zorbalıkla, şerefsiz ve hödük insan kümeleri, kötü eseri olarak tarihe damga vuracaktır. Habis yöneticisinin suratına mürekkep hokkasını fırlatacak cesur yazarlar nerede? Belki vatandaşın sırtına basıp ikbale ve zirveler tırmanır ama fıçısında yaşayan Romen Diyojen’in İskender’e söylediği azarlamanın kahrını çekmek zorunda kalır. Peki ya Nuşirevan? Nuşirevan’ın adaleti yaşamıyor mu? Nuşirevan’ın adaleti kendi çocuğunu bile vatandaşlarına feda ederken, adalet timsali Hz. Ömer’e bile unutamayacağı bir adalet dersi vermiştir. Başka bir örnek ise; Nuşirevan bir av yerinde etrafındakilerle kebap yapacaklarmış fakat tuz yokmuş. Bir parça tuz getirtmek için uşaklarından birini köye göndermiş. Uşağı göndermeden önce tuzu para ile al diye sıkı sıkıya tembih etmiş. Bunu gören veziriyle birlikte yanındakiler: “Bir parça tuz da parayla mı alınır.” Diye söylenmişler. Nuşirevan ise: zulmün esası, önceleri dünyada az imiş, sonra her gelen bir parça arttırmakla bugünkü derecesini buldurmuştur.” Derken, yanındakiler dudaklarını ısırmışlardır. Bu örneği takviye edecek Doğu’nun örneklerinden biri de Şirazi’nin söylediklerinde açıkça görülmektedir. Şirazi: Eğer kral vatandaşından bir yumurtayı zorbalıkla alırsa, etrafındakiler köylünün tavuklarının topunu talan eder. Bu örnekler gibi ders alacağımız binlerce Doğu’nun hikayeleri vardır. Hikayelerde görülüyor ki kendimizi zorbalara feda etmişiz. Hayatımızı feda ederken, belki yardım ve biraz imtiyaz hakkı bulabileceğimizi sandık ama zındık şahsiyet ve şerefimizi azaltırken, kendi zenginliğin ihtirasını artırırmış. Meğerse kaderimizi kendi ellerimizle teslim etmişiz.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/c8453be2a078179403f5e48864a3fc80.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/c8453be2a078179403f5e48864a3fc80.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/c8453be2a078179403f5e48864a3fc80.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/c8453be2a078179403f5e48864a3fc80.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/bu-toplum-bizim-mi/2451/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Dec 2021 08:00:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİZ DE VARDIK BİR ZAMANLAR…]]></title>
			<description><![CDATA[BİZ DE VARDIK BİR ZAMANLAR…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAK:Bir zamanlar biz de vardık. Dünya haritasında en göz önünde olan idik… Bizi tanıyanlar çocuklarını ninnilerimizle uyuturlardı. Bu ninni ne korkutucu, ne de dehşetleriydi. Tek kelime ile bize duydukları sevgiydi. Bu sevgi hala bazı coğrafyalarda hayat hikayemiz olarak anlatılır. Hayat zorbalıkla değil ama çelik gibi bir saygı ve çelik gibi bir sevgi bağlılığıyla düzen kurulmuştu. Bu çelik disiplin zoraki değil kendiliğinden oluşuyordu. Ama ne var ki bizi medeniyetten kolay kopardılar. Daha doğrusu büyük devlet olma ideallerimizi sekteye uğrattılar. Koparılma yabancı hafiyelerin gözetiminde hayatımız küçük devlet olarak arka odalarında akmaya başlamış oluyordu. Konuştuklarımız ve düşüncelerimiz bizden önce yabancı ajanların sansüründen geçiyordu. Kimse onların izni olmadan ne düşünebilir, ne de konuşabilirdi. Medeniyetten koparılırken, medeniyetsiz ve tarihsiz hiçbir zaman bir millet olunmayacağını unuttuk... Medeniyetimizin kökleri kesilirken, bizi ilimden ve alışkanlıklarımızı çocuklarımızdan uzak tutarak irtibatını bizden kestiler. Biz kendi içimize dönerken, çocuklarımız yeni öğrendikleriyle kafeste kuş olup onların kafeslerinde yaşamaya başlıyordu artık. Çünkü bize değil, başkalarını taklit ettirilmeye zorlanmaktaydılar... Taklit muhabbeti başını alıp gidiyorken çocuklar başkalarının orijinali oluyordu. Bu faciadan kurtulamıyoruz, daha doğrusu masumiyetimizi orijinal facialarıyla ödetiyorlar.        Anadolu’da insanların hayatı sadece taklitten ibaret artık… Medeniyetimizi tanrıları batırmıştı. Kendimizi ve tanrıları tanımak… Daha doğrusu düşmanımız tanımak… Anadolu’nun açık kapısından içeri dalan ve mahzenlerinde hainliğiyle misafir hayatı yaşayan bir alay misafir var. Anadolu’da ışık sadece onlar için var. Işık saçan eğitim ve öğretim yuvalarımızda önceleri bütün pencerelerden bize ışık saçarken, sonra bir odasının pencereleri aydınlık, daha sonra bütün odalar karartıldı. Aydınlık daha sonra da mum aydınlığına dönüşen ışık gibi oldu. Sonra hep birlikte mum ışığında kaldık. Düşmanımızın sırtımıza geçirdiği cehalet kaftanını giymek affedilmez bir mantıksızlık idi. Evet, kendimizi tanımak… Düşmanımızı tanımak… Her an eriyen, dağılan, dumanlaşan, sonra tekrar eski kötü biçimine geçen, geçmiş ilimlerin hatırası ile rüyalarımızı, düşmanın dilekleriyle değişik bir cehalete döndürürken, seraba dönüşmeye neden bir kader yaptık ki? Düşmanı hep birden yeni rolüne başlayan sinsi tanrılarını sahnelerimizde bırakıp, sonra sahneden çekildiğimiz için kendi tiyatromuz düşmana kaldı. Belki sahne perdesine bir tek defa aksetmeyip, oyuna katılmadan bir kukla gibi, çürümeye kendimizi terk ettik… Bu halka artık seyirci kalmak bir kader oldu. Bu olacak bir cehaletin habercisi... Aileler çocuğunun eğitimine saece seyirci olarak yaşıyor. Aradığımızı kaybetmekle kalmıyoruz, çocuklarımıza cehaleti bir prova yaptırır gibi yabancılara aşılatıyoruz.        Memlekette bu trajedi ne zaman son bulacak acaba? Cehalet içindeki yöneticiler, eğitimsizliğe bir eğlenceye katılır gibi ve cehaleti bir namus borcu gibi saymadıklarından, bilgisizliği düşmanın sofrasında kadeh tokuşturarak sarhoş olmaktan vazgeçmiyorlar. İşte ben böyle bir memleketteyim. Eğitim ve öğretimin durumu zihnimi kamçılıyor. Memleketim karanlıklardadır. Memleketimin kurtuluş isteği ancak beynime yapışıyor kalıyor. Vatandaşlarımın ekseriyeti zavallı ve bu zavallı insanlar topluluğu çocuklarının aydınlıklarından rahatsız bile olmakta... Ne yapalım karanlıklara öyle alıştırıldık ki artık aydınlıklar rahatsız etmektedir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/0682fb8384d03c3d5e5a8faea143a894.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0682fb8384d03c3d5e5a8faea143a894.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0682fb8384d03c3d5e5a8faea143a894.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/0682fb8384d03c3d5e5a8faea143a894.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/biz-de-vardik-bir-zamanlar/2445/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 21:09:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÜNİVERSİTELERİMİZ: “İlim yok, bilime koşan meraklı da yok”]]></title>
			<description><![CDATA[Anadolu’da üniversiteleri dolaşıyoruz. İlim yok, bilime koşan meraklı da yok. Olmayan ilime ve bilime karşı sevgi saygı da bitmiş... ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÜNİVERSİTELERİMİZKars DOLUNAY Derneği Engelliler Birim Başkanı Faruk OCAKHer üniversite savaştan çıkmış gibi... Savaştan çıkmış gibi üniversiteler sadece taş bina olurken, profesörlerimiz de bilimin perhizi içinde... Endişe içindeyiz... Hepimiz boşa geçen günlerle kan kaybetmeye devam ediyoruz. Çırpınış ve feryadımız bilimle ilmin yokluğu… Çünkü üniversitelerimizin kapıları adeta yosun bağlamış... Yosun bağlamış kafalarda Akif ve Nazım’ın kitapları yok. Bu iki yurtsever yeni kanatlanacak gençlere yol gösterme arzuları kütüphanelerin tozlu raflarında... Gençler karşısında Akif ve Nazım hala kütüphanelerin raflarında memleket için kavga ediyor. Kavgaları memleketteki gençliğin şahsiyet ve kişiliğiyle bağımsızlığa kavuşması... Ama ikisi de hakkını savundukları gençliğin haksızlığına uğramakta. Ne acıdır ki ikisi de bugün üniversite dersliklerinde yok. Açıkçası ikisinin de memleket için sarf ettiği ve harcadığı zamana acımak gerekiyor. Çünkü mes'uliyetsiz üniversite adamlarının karşısında Akif yobaz olarak kaldı Nazım da kavgacı...         Belki ikisi de farklı cenahlarda mücadele etti. Sağın ve solun farkıyla kendilerini milliyetçilikle yüklediler... İkisi de okununca gelişmesi istenen memleket idi. Memleket evladına ciddi ve kişilikli şahsiyet kazandırmak için kendi kişiliklerini feda ederek savaştılar. İkisinde de derbederlik ve hep yorgunluk kaldı. Yorgunluk ve derbederliğe rağmen her zaman genç ve delikanlı kaldılar...       İkisi de zorluklarını bildikleri görevi severek edinmişti. Edep ve edebiyatla beraber memleket için kavgaları hiçte eksik olmadı. Ben de edip ve edebiyatla memleketimin kurtuluşuna hayatlarını vakfedenlerden edebiyatla birlikte mücadele etmeyi öğrendim... Sefaleti yüklenmiş, maddiyattan ve iyi yaşam şartlarından ikisi de yoksunken, ben de öyle kaldım... Daha doğrusu toplumu iyi haslet ve iyi şartlara kavuşturmak için olanların bitmeyen mücadele dolu kavgaları... Ne yazık ki sefaleti yüklenerek kendilerini insanlığa feda eden iki kişi olarak kitaplarda kaldılar.         Benim de içimdeki aydınlık, onların kitaplarının aydınlığı idi. Yıllar yılları kovalarken, onların kitaplarında aydınlığı aradım. Ve beni aydınlatan ışıklarını yazıya dökmek istedim. Eğer kitaplarının ışığında intibak kabiliyetim olmasaydı niye onlarla uğraşacaktım ki? Peki benim satırların muhatabı kim olacak? Arkadaşlar okuyor muydu? Arkadaşlarıma her zaman süslü oyuncaklar alınmıştı. Bana da almışlar mıydı? Almışlarsa da hiç hatırlamıyorum. Karşımda oyuncaklı arkadaşlar hep kibirli ve hep yeni görmüşler gibiydiler... Ve yeni görmüşleri oyuncaklarıyla bırakıp onların yerine kitaplara sarıldım. Sarılmam bana mükafat oldu. Sakin bir hayattan zorluklarıyla debdebeli bir hayata geçer gibi başakları süslemek için gerçekleri aramaya başladım. Gerçekler kızgın ateşti. Ateşteki yüreğimi müşfik yazarların avuçlarında dinlendirmeye bırakmak için ayaklandım. Ama benimki hep meçhul ve hep kabul görmeyen yazarlık oldu. Allah da biliyor ki satırlarımda hep haklı söz sahibi olarak kalmak istedim. Birbirine benzeyen ve benzemeyen satırların inceliklerinde gerçeklerle beraber şüphelerimi de araştırdım. İnce noktaları ve ayrıntılarda gizli olan gerçekleri birbiriyle sadece konuşturmak oldu görevim. Görevimle yılların sisi ardında unutulmuşken, yine de arkadaşların çehrelerini hatırlar gibiyim. Cıvıl cıvıl olan arkadaşların hizmet aşkı yokken, kabul görmesem de kabulü beklenecek kadar da samimi ve dürüstlüktü benimki... Eğer fırsat verilseydi belki de fidan iken, gittikçe büyüyen ağaç olacaktım. Kabul görüp arkadaşların bir dostu olarak yine de meyveli ağaçların altında onları aramaktayım. Bulur muyum? Umutlar bitmese övünç ve sevinçle arayacağım...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/ad541f6ab4f94d6b94157a52047d50c3.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ad541f6ab4f94d6b94157a52047d50c3.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ad541f6ab4f94d6b94157a52047d50c3.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ad541f6ab4f94d6b94157a52047d50c3.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/universitelerimiz-ilim-yok-bilime-kosan-merakli-da-yok/2425/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Dec 2021 10:33:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA['Dünyanın Eski Zamanlarında'  adlı çocuk oyununu Kars’ta]]></title>
			<description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı Erzurum Devlet Tiyatrosu, 'Dünyanın Eski Zamanlarında' adlı çocuk oyununu Kars’ta sahneleyecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tacettin DURMUŞ Çocuk oyunu, 08 Aralık Çarşamba günü Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü salonunda sahnelenecek.  KARS Kültür ve Turizm İl Müdürü Hayrettin Çetin, tek perdeli oyunun biletlerin, 8 TL karşılığında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden temin edilebileceğini belirterek, çocuklara davette bulundu.Öte yandan Işıl Kasapoğlu yazdığı 'Dünyanın Eski Zamanlarında' oyunda eskilerden, çok eskilerden bir hikâye anlatılıyor. Kasapoluğu oyunu; “Pertev Nail Boratav’dan Türk Halk Edebiyatının güzel örneklerinden olan tekerlemelerle bizden olanı anlatacağız sizlere. Kâh Meddah olup, kâh kukla olup öyküler anlatacağız sizlere, dilimiz döndüğünce gücümüzün yettiğince…  Meddahın zekâsını ve kıvraklığını göreceğiz hep birlikte. Eski fakat bugüne çok şey söyleyen, değerini hiç kaybetmeyen bir hikâyeyle... Bazen hüzünlü, bazen de eğlenceli bir yolculuğa çıkacağız, eskimeyen zamanlara doğru...'' şeklinde tarif etmektedir.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba4121e88cc62536a1e3b9848ee393fa.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba4121e88cc62536a1e3b9848ee393fa.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba4121e88cc62536a1e3b9848ee393fa.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ba4121e88cc62536a1e3b9848ee393fa.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/dunyanin-eski-zamanlarinda-adli-cocuk-oyununu-kars-ta/2424/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Dec 2021 10:20:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[HAYATIN İKİ SEVİNCİ]]></title>
			<description><![CDATA[Hayatımda iki sevinç vardır. Batı’dan ve Doğu’dan iki dil öğrenmem.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Başkanı FAruk Ocak yazdı:Hayatımda iki sevinç vardır. Batı’dan ve Doğu’dan iki dil öğrenmem...Eğitimin ciddi disiplininden geçerken, basamakları birer birer ve her basamağını hakkıyla öğreten öğretmenlerle geçirmem kayda değer bir öğretim oluyordu... Öğretmenlerim ağır başlı, küçük dağları biz yarattık kibrinden ve her türlü komplekslerden uzaktılar. Orta eğitim kendi ekseninde öğretmenlerimin vefalı fedakarlıklarının himayesinde tamamlamam sevindiriciydi. Sevindirici olan diğer bir şey de derste çok farklı konular işleniyordu. Aslında farklı medeniyetlere açılmamak kendi ekseninde kendi kendini tekrarlatmaktı... Ama açılmak, başkasının peşinde sürüklenmek ve başkası olmak olmayacaktı... Ama biz kendimizi terk ederek düşüncesini yaşayan canlıları olmaktan uzaklaştık. Başkasıyla aşk yaşamaya kalktığımızda kendi kendimizi unuttuk. Doğunun ölçüleriyle aşık olmaktan utanır olduk. Doğulu aşkımızı dumura uğratıp sadece Batı'yla aşkı yaşamaya kalktık. Arkalarında koşarken, yetişmeme arzusu hep kabarıp cazibesini artırıyordu. Aşka düşenlerin çocukları ebeveynlerinden daha fazla aşık ve sarhoş oluyordu... Sarhoşluk son dönemde çocuklarda hep Batı damgasını taşıyordu. Hiçbir zaman peşinde koştuğumuz Batı'nın değer ve takdirini kazanamadık. Batılı olmak istemeyen bir kesim de vardı. Onlar da dinlerine ve Araplara ayrı bir saygı ve sonsuz bir hürmetin içinde kalıyordu. Arap kültürü içinde olanların her hareketi ve her davranışı dekoratif olmaktan daha ileriye gitmiyordu. Dekor bazen kendisi olmaktan daha fazla köyden sosyete toplumun içine düşmüş bir kızın hikayesine dönüşebiliyordu. Kör kütük sevdalanırken, artık arkalarından giden olmaktan kurtulamıyorduk Demek ki Tanzimat'a kadar kültür ve medeniyetimiz Doğulu, Tanzimat'tan sonra ise: Batılı... İkisinde de kendimize ait fikir ve düşünce yoktu. Tanzimat'tan önce Arap kültür ve Acem edebiyatıyla yeşerirken, sonrası çiçek ve güllerimizi sulaması için yüzümüzü Batı’ya çeviriyorduk. Evet, her ikisinde de ölüm döşeğini onlara teslim edip sermelerini istiyorduk. Ama bildiğimiz gerçek her millet geçmişiyle kök salardı. Kökleriyle gözü açık şekliyle şekillenmek ilk görev... Bizde dindar ve Arap kültürünün başında M. Akif gelirdi. Akif ümmetçi iken, onun dışındaki dindarların bakışı cihanşümul değildi... En sonunda ülkesi dışında kurtuluş olmayacağını anlayan Akif ülkesine döndü. Ama ülkesinde de İslam dini objektif olmaktan uzaklaştıran cemiyetler kendi dinini yaşamaya başlıyordu. Yaşamaya başlayan cemiyetler akılla çözümü kabullenmezken, ibadette dayanan bir yaşam tarzıyla kalıyorlardı. İslamiyet’i ret etmediler ama ne bir anlaşma, ne de ortak noktaları kalıyordu… En sonunda sadece milli kimliğine bürünen Akif ne demişti: “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i… Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” Evet, Çanakkale savaşındaki şehit ve gazileri Bedir savaşçılarından öncelikli yapması Tabi ki Arap sevdasıyla yaşayanların hoşuna gitmemişti. Araplar birbiriyle savaş faaliyeti içinden kurtulamazken, ülkesinde de Arap sevdalıları da Akif'le barış içinde değildi. Ve dine dayananların hedefi dağınık ve parçalanmış olduğunu anlıyordu Akif.. Çünkü birbiriyle savaşırken, farklı mevsimler renkleriyle hizmetlerinde değildi... Güneş ve yıldızlar onlar için parlamıyordu. Ve günler ortak düşünce içinde açılmıyordu. Akif ortaklık tebessümüyle süslenirken, ortaklığı kabullenmeyen kültürler şikayet etmeye hak mı bırakırdı artık? Diğer tarafta ırka dayananların başında; Ziya Gökalp vardı... Ziya Gökalp düşüncesiyle sadece ırka dayandığından ideoloji ve düşünce köksüz kalıyordu. Kök olmadığı için ne gövde oluyordu, ne de dalları. Gövdesiz ve dalsız da ayakta kalınmazdı. Demek ki sadece tek bağlayıcı dil yetmiyordu. Zaten Ergenekon, Orhun yazıtları ve Dede Korkut hikayeleri yalnız başlarına yetmedi… Türklük yarım iken, ne Fuzuli, ne de Nebi’yi kabulleniyorlardı… Eli silahlı Şeyh Şamil, daima Nebi ve Fuzuli’den önce gelirdi. Zaten ırklar akılla çözümü kabullenmezken, şoven duygularına dayanan bir yaşam tarzıyla diğer ırkları ret ediyorlardı. Irklar arası ne bir anlaşma, ne de ortak nokta bırakıyorlardı… Objektif olmaktan uzak iken, ancak 0ırk kendi ırkını yaşama hakkına sahip kılıyordu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/cfb35b616397de48d1c7c41d6a29df5a.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/cfb35b616397de48d1c7c41d6a29df5a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/cfb35b616397de48d1c7c41d6a29df5a.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/cfb35b616397de48d1c7c41d6a29df5a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/hayatin-iki-sevinci/2395/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Nov 2021 14:14:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖZGÜRLÜK]]></title>
			<description><![CDATA[Daima iki türlü insan var: hür olanlar ve köle olanlar. Hür olanlar başında taçla, köle olanlar ayağında prangayla doğar.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daima iki türlü insan var: hür olanlar ve köle olanlar. Hür olanlar başında taçla, köle olanlar ayağında prangayla doğar.Hürriyet sadece başında taçla doğanlar için var. Ve tüm savaşlar daima tek cephede baştaki taç içindir. Daha doğrusu savaşlar bir avuç bahtiyarın, milyonlarca bedbahtın köleliği içindir. Köleler de hürriyet için tepinirler ama daima efendilerinden öğrendiklerini tekrar ederler. Zavallı Malcolm X hayatı kölelikle geçmiş. Köleliği mahkeme kararı ile almış. Köle kahramanın etrafında bütün bir ülkenin zenci köleleri yaşarmış. Ne demiş zavallı kahraman? Beyazların oynadığı oyunda biz de oynamak istemiştik ama bizi oyuna dahil etmemek için beyazlar bütün hilelere baş vururlardı. Biz de hileli oyunlarına inanırdık ve daima hürriyet denilen hakkın dışında kalırdık. Daha doğrusu Kızılderililer gibi olamadık. Kızılderili'nin hayatı arzu ettiği hürriyeti oldu. Kızılderililerin bütün günleri bir gün dahi olsa hürriyet içinde yaşamaktı. Biz ise; hayatımızı feda ettiklerimizle birleştirirken, belki yardım ve biraz da imtiyaz hakkı bulabileceğimizi sandık. Ama soykırıma endeksli zındık hürriyetimizi azaltırken, kendi hürriyetine yönelen ihtirasını artırıyordu. Biz de kaderimizi ve hürriyetimizi kendi ellerimizle teslim ediyorduk. Teslimiyetten sonra bağımsızlık hatıralarımız küllendi ve ümitlerimiz sustu. Ne kadar akıllı olsak da aklımız iz bırakmadan esaret günlerini birbirine eklemektedir. Zaten bizi daima köle olarak kullandıkları için yaşam hakkı bize tanımaktalar… Zekamız bu kadar dramatik sonu nasıl kabul ediyor? Efendinin kapısında oyalanırken, kapısında hür düşüncemiz köreldi... Yolumuzu çizemiyoruz ve aynı gedikte daima sabahlıyoruz. Kendi kendimizden yoksun özgürlüğü ararken, kendimiz olmayı bıraktık. Daha doğrusu biz bu dost sanılan efendiyi tanıdıktan sonra hem yetim kaldık hem de öksüz. Çünkü özgürlük yokken bizim efendi gülerken bile tehdit etmektedir. Her an tırmalamaya hazır yabani bir kaplan gibi. Kaplan kendi hürriyetini fethederken bizi kullanıyor ama buna rağmen beslediğimiz minnetin minnacık bir noktasını dahi göremiyoruz. Halbuki hakiki hüviyetimiz özgürlüğü olan bir terkibin eseri olabilirdi. Ama olmadı... Özgürlüğü kaybeden bizler onun kucağında daima büyümeyen bir çocuk olarak kalacağız. Ve o da daima bize baba olacak… Babamız kendi varlığını her gün iyileştirirken bizi de heykelleşmiş kölelere benzetmek için hep gayret harcıyor. Baba denilen zındığın kucağında hür olacağımıza hep esaretin kötü oyuncaklarıyla aldandık. Bizleri başı, kıçı belli olmayan demokrasi naraları arasında bırakırken, biz de köleliğimizi meslek edindik. Ama kendine hürriyeti meslek edinenlerin ayaklar altında kendimizi çiğnetiyor olmaktan da kurtaramadık. Kölelikten nasıl kurtulacağız? Aydın sol köleliğe karşı çıktığı için daha fazla okumaktadır. Okumuşlar birer entel ve daha olgun olmaktadır. Ve daha da insancıl kalabilmektedir. Kapitalistler gibi insanların ıstırabına zirveden bakıp kahkaha atan şımarık değiller. Zaten kapitalistler kendilerini kurtarırken, denize düşmüşleri şarkı söyleyerek seyreder. Çünkü acıma duyguları körelmiştir. Çıkarları uğruna eşini dostunu düşmana peşkeş çekmekten zerre kadar tereddüt etmez. Tereddüt etmeden bizim kapitalistler de yabancıya sundukları bizim memleket batacak bir gemiye dönüştü. Ne yazık ki batacak gemi sahilden gittikçe uzaklaşmakta ve kapitalistler de içinde bulunmaktadır. Ama kaderi batmaktan başka çaresi olmayan gemide bile memleketin kapitalistleri vatandaşını bir kaşık suda boğmaya ve elindekini kapmaya çalışmaktalar... Yanındaki arkadaşının karnına basıp eline geçmiş sömürme fırsatını hep değerlendirmek isterler. Hatta paraya sahip olmak uğruna vatandaşın ölüm anındaki son nefesinde bile sömürme avlarıyla tuzaklar kurarlar. Gözlerini öyle bir hırs bürümüş ki kendisinin de batacağından haberi bile yok. Bunlar gözü dönmüşçesine bütün servetler bizim olsun derken ilkel canavarlara dönüşmektedir. Zaten bütün kavgalar, onların mal mülk edinme hırsından doğmaktadır. Ülkemde sömürülen halk manzaraları; kötü çekilmiş resimler gibidir. Hayallerimdeki şekillere benzemediği gibi hiçbiri gerçekleri yansıtmamaktadır. Açıkçası bu memleket ve bu insanlar, yaşatılan sosyal yapıyla ülke yok oluşa doğru götürülmektedir. Halbuki ülkede üretim ve kalkınma hamlelerini geride bırakması fazla uzun bir zaman olmamasına rağmen alınan yol ve katledilen mesafeler sevindiriciydi. Şimdi sevindirici olmayan ise; ülkede adeta tüketim ile yok oluş birbirine sarılıp kenetlenmektedir. Tüketimle tarihsel yapımız, teorik birikimlerimiz ve geçmiş tecrübelerimiz gösteriyor ki suni zenginlik cazip hale getirilmektedir. Halk yok oluş rahatsızlığını ve sisteminin sıkıntılarını kendine dert edinmemesi için de ön hazırlıklar bütün hızıyla yapılmaktadır. Fotoğraf makinemizi başka bir manzaraya kaydırmadan medyanın bize gösterdiği fotoğraflar hep tüketim sisteminin cazip hale getirilişinin yansıtmaktadır. Ülkede halk; yok oluş yapıyı yadırgamaktadır ama yok olacak yapıyı yadırgarken sahipsizliğine de yanmaktadır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/4b4a60a9a9fbfd379e33bcbeb17dec06.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4b4a60a9a9fbfd379e33bcbeb17dec06.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4b4a60a9a9fbfd379e33bcbeb17dec06.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4b4a60a9a9fbfd379e33bcbeb17dec06.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/ozgurluk/2379/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Nov 2021 12:20:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ACILI YOKSULLAR VE ŞÜPHE]]></title>
			<description><![CDATA[ACILI YOKSULLAR VE ŞÜPHE]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ İhtiyaçlar çoğaldı. Çoğalan ihtiyaçlarla beraber yoksulluk da arttı. Yoksulluk bir felakettir. Çemberinde insanlar bayağılaşıyor ve hayat cazibesini kaybediyor. Yoksulluk, güzellikleri uzaklaştırıp hayatı çirkinleştiriyor. Bugünkü şartlarda artan ihtiyaçlarla yoksulluk sefaletin çekilmez fırtınalı iklimlerin mevsimi... Eskiden şehirlerin kenar mahalleleriyle köylerde mevsimler biraz daha vicdanlı ve insaflıydı. Şimdi ise: Gecekondu ve köylerde insanlar internet ve cep telefonlarıyla büyük şehirlerden bile bir iki adım önde… Daha doğrusu insanlar arası farklar kalmıyor ve hepsi birbirine benziyor.  Benzese de benzeyenler birbirine küskün ve birbirini tanımaz halde... Kucaklarda tek değer kaldı: kıskançlık ve sevgisizlik… Ve kıskançlık sonrası sevgiyi kaybetme korkusu tuzu biberi olmakta… Tuzluluk deli gömleği gibi sırtta gittikçe kalınlaşmakta... Deli gömleği insafsız ve acımasız korkuları doğurmaktadır... Ve hayat bir avuç insanın korkutan şarkıların nağmeleriyle çalkalanıp dursun... Aslında insanın kıskançlığa özenmesi çaresizliğinden… Toplumda en fazla da sosyete insanları sevmeme çaresizliği içinde… İnsanların çaresizliği; sosyetenin beslediği köpeklerin sevgisinde toplandı… Gökdelenlerin arasında dolaştırılan köpeklerle dağılmayan bulutlar... Bulutlar rahmet değil, Avrupalıların insan nefretinin çirkefiyle beraber yağışsız... Köpek beslemek bize Batı’dan geçen insanları sevmeme mirası… Zaten Batı’dan aldıklarımız yağmur getirmeyen bulutlar gibi hep şifasız ve insafsız... İlaç ve şifa kaybedilen acıma duygularıyla evlerin içinde unutulmakta... Köpek sevgisiyle unutulan insanlık endişeleri artıran... Endişe ederken, korku kuduruyor. Beni de korkutan şüphelerim.... Çok şükür ki şüphelerim iğneleyerek ve kahrederek gerçekleri arayışa geçiyor. Rahatsız edici arayışlar başkalarının da gerçekleri... Gerçekleri arayış bende kalple aklı birleştirmeye davet etmekte… Şüphe ile bulduğum doğrularla anlıyorum ki kalbimle beynim antlaşmaya varıyor. O zaman sohbetler canlı, eğlenceler tatlı ve insanların ne denli anlaşabildiklerini anlıyorum. Haysiyet anlaşılmadan körü körüne başkalarına benzemek mi? Yıllarım bu çalışmanın özlemiyle geçti. Gönül olarak bendim ve kafa olarak kendim idim. Şüphe sonucu yalancı büyücüler dünyamı kuşatmıyor artık. Ve beni aldatmayan tek gerçeğim bu oluyor. Şüphelerim, pınarların sularından daha riyasız iken, gerçekten yalana ihtiyacım yok. Gerçekleri bulmak için şüphe adeta çocuğum oluyor. Şüphe ederek bulduğum yeni çocuklar düşünmeden büyüttüğüm eski çocuklarıma layık olamıyor. Dikkat ettiğim tek nokta; “şüphelerim bende gizli kalsın” demiyorum, tam tersine onları bütün gerçeklerim gibi açıklamak ve başkalarına aktarmak istiyorum. Ben onları açıklamaya mecburum. Mecburiyetim şüpheleri hayatımdaki herkese emanet etmeliyim. Emanet ettiklerime karşılık vermeleri için görevler yüklüyorum. Bocalamadan, ezilmeden karşı karşıya kalacağımız imtihanın içine giriyoruz. Adeta mükemmel olmamız ve olgunlaşmamız için kaderin bize bahşedeceği zamanı birbirimize sunuyoruz. Ve geleceği bütün hazzıyla, bütün aleviyle diri kalmak için mücadelemizle karşı karşıya yaşıyoruz. İyi tarafı her şüphe gerçeklerime bağlamakta beni... Bağlanmak hoşuma gitmekte... Şüpheler beynimi kemirse de kemirme sonunda bulduğum sonuçlar beni diriltiyor. Sonuç menfi veya müspet; benim için ikisi de sevinç çığlığı... Çılgınlığımla uyanıyor ve coşkusuyla ayakta kalıyorum. Yıllarca, hatta bir ömür boyu onlarla yaşamak... Ben gerçeklerimle baş başa kalırken, şüphe etmeden körü körüne inanlara acıyorum. Yıllarca toplumla iki zıt kutbun arasında ancak bu şekilde doğrularıma kavuşuyorum. Ve dışarıdaki kurbanlıklar sadece acıdıklarım oluyor. Tabi ki dışarıdakilerde hep aradıklarım vardı: Kapıda beklettiklerimi sınıflandırıyorum: Şüphe ederek gerçekleri bulanlar ve koyun gibi kabullenenler. İki grup, beni ne kadar anlıyorlar diye sormasam da anladıklarımı muhakkak bulurum. Her kapıyı açtığımda bahtiyarlar gibi “Bana gül bahçesinden” gül desteleriyle karşılık verirler. Düşünmek veya düşünmemek her gerçeğin ayrı klişesi... Klişeler olumlu veya olumsuz her parçası birbiriyle karşılaşır. Nihayet bu dünyanın gerçekleri şüpheler sonrasından ibaret.. Hayatımız da şüpheler içinde, kendimizi bulduğumuz kadar oluyor zaten...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/839ac92876b2f957a42bd9d9a792a025.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/839ac92876b2f957a42bd9d9a792a025.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/839ac92876b2f957a42bd9d9a792a025.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/839ac92876b2f957a42bd9d9a792a025.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/toplumsal-degerlerimize-sahip-cikalim/2363/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Nov 2021 13:04:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CEHALET BAŞA BELA]]></title>
			<description><![CDATA[CEHALET BAŞA BELA]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[CEHALET BAŞA BELADOLUNAY Başkanı Faruk OCAKDostça arzular... Dost arzuyla yazılan kitabınızı sevgi ve arzuyla okudum. Bizim ayrılığın uzun sürmesi hayatın tatsız cilvelerinden... Tatsız cilveler arasında yine de sesinizi duymak şerefine ermek ilk arzum... Tatlı sohbetle dostunuzu sonsuz bahtiyar edeceksiniz. Ve ben de bahtiyarlık duyacağım. Bir arzum da yazdığım kitabı bitirmek. Kitap yılların birikimini ve yılların tecrübesini kapsamakta… Aziz dostlarıma karşı vazife kıymetinde yazılacak kitaplarımı zaten ihmal etmiyorum. Ama ihmal edilen bizde birlikle beraberlikle dostluk ve akrabalıklar ayaklar altına alınıyor. Bizim için dostça arzularımız birliktelik daha doğrusu arzu edilen ortaklık alanını gittikçe genişletmek... Ama hayatımız daraltılmakta ve sadece duası bol papağanların tekrarlarından ibaret hale getirilmek... Bu cehaletle zoraki uygulamalar işi kabul edilecek bir durum değil. Kabul edilmeyecek hayat; önceden belirtilen kaide ve kuralların kapsamı... Kapıdan hangi adımla çıkacağımız ve hangi elle yemek yememiz… Önceden belirlenmiş ve tespit edilmiş birer vazife yapılmakta ve görevin değişmez tatbikatı bizden istenmekte. Ve hayat; cahillerin belirlediği kural ve kaidelerle başkasını kabullenmez olmakta... Halbuki değişik düşüncelerin çarpışmasıyla iyisi ortaya çıkıyor. Mozaiklik ve çokça düşünceler zarar ziyan değil bilakis fayda ve yarar... Üzülüyorum. Üzüntümü haber veren; sınıflar arası tahammülsüzlük olabilir mi? Bu düşünceyle kafama yapışan tabii ki geride bırakılan dostluklar ve başlatılan düşmanlıklar… Ve toplumda başlamış savaşların hikayesi… Hikaye acıklı ve acıklı hatırasıyla yaşamaktan vazgeçmiyorum. Hikayem hep isyan dolu... Hikayem kendi çemberinde tepelenir iken, cahiller ise; ezberletilmiş şarkılarını söylüyor. Şarkı söyleyenler birlik ve beraberliğin eskilerde kaldığını söylüyorlar. Ve ekliyorlar beraberlik ve birliğin eğitim ve öğretimle öldüğünü ve ölüm marşını da dinleyebilirsin, diyorlar. Bunu söyleyenlerin aslında mazide kalan iyi eğitimle öğretimcilere özür borcu var. Açıkçası okullarda eğitim ve öğretim yokken, öğrencilerimizi tehdit eder gibi araştırma ve bilgilerden konuşamayacakları hatırlatılıyor… Hatırlatsalar da ilimle bilgi ele avuca sığmaz. Ve tehdit altında bile esas duruşa geçmez. İlim severler, ahmakların ancak barındığı bu paralı özel eğitim yuvalarında ses çıkarmadan zaten duramaz. Ben de duramam. Çünkü özel okullarda sadece yabancı dil öğretiliyor ve öğrencileri edebiyatsız ve ilimsiz yaşatmaya kalkıyorlar… Tabi yaşatanlara kin kusacağım. Kusacağım çünkü en zeki öğrencileri toplayıp yaptıkları zekalarını dumura uğratmak… Hoca efendinin ve diğer özel okullara seçilen zeka sahiplerinden niye bir deha çıkmadı. Çıkmaz çünkü belirtiğim gibi bu ilim yuvalarında ilim yok… Zaten ilmin özeli olmaz… Evet, yazdıklarım onları tedirgin etmese, affedilmez günahım olacak... Günahlarla tedirgin ettiğim toplum da ne yazık ki cahil kalmak istiyor. Evet, yaşadığım ülkemin yolu; belirsizlik. Ve belirsizlik içinde bir kılavuz da yok. Kılavuz bulsak bile ancak düşman tarafından gözleri bağlanmış ve düşmanın elinden tutup yürüteni bulabilmekteyiz... Bu kılavuzlarla ülkemde cehaletinin duvarın aşamayacağımız belli... Çünkü ülkemin duvarını tehdit eden korkular ördü. Korkularıyla bizi cahil işe yaramaz birer köle yapmak… Ve ne yazık ki korkuyla kalan cahil köleler yaşadıkları dramın hikayesini alkışlamakta...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/d7231df16f517dea130aeb21191d948e.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/d7231df16f517dea130aeb21191d948e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/d7231df16f517dea130aeb21191d948e.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/d7231df16f517dea130aeb21191d948e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/cehalet-basa-bela/2346/</link>
			<pubDate>Thu, 11 Nov 2021 13:06:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YAZARIN YAZDIKLARI]]></title>
			<description><![CDATA[Yazdıklarım var. Yazdıklarım okunmuyor. Ya da yazılarım çok güç okunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars DOLUNAY Derneği Bakanı Faruk OCAK  Güç olanın anlaşılması gerekiyor. Anlaşılıyor mu? Aslında anlaşılması gerekiyor çünkü yazılar her aydınla sokaktaki kişinin anlayabileceği basitlikte… Kelimeler; her aydının ve her cahilin anlayabileceklerinden seçiliyor. Satırlar ne aydının, ne de cahilin karşısında birbirine karışıyor. Kelimeler bazen deli rüzgar gibi uğulduyor ama rüzgarlar her zaman fırtına değil, bazen de meltem... Seçtiğim konular şiir gibi şiirsel… Bu bir maharet miydi, eğer maharet ise, evet bu maharetimi alıp sunmuş oluyordum okuyuculara? Belki ilkyazımda bir başlık bile yoktu. Belli ki ilk ile en son arasında cennetteki kadar farklı mevsimler... Şükrediyorum hem cennette, hem de mevsimlere... Yoksa aksi daha beter bir işkence... Yaşarken ölmek gibi, diri diri mezara girmek gibi… Gerçeklerin silindiği, güzelliklerin kaybolduğu, cisimlerin manasını kaybettiği, anlamsız bir dünya olurdu… Dünya derken, bugün dünyadaki toplumların sosyolojik tahlilleri üzerinde duracaktım. Ama düşünmeden önce kendimi yazının içinde buldum. Yazı yazmadan önce her yazar gibi yazacağım konu hakkında kitap karıştırmak ve az da olsa talim yapmam gerekmekte... Ben de araştırıyorum ve gereken çalışmayı yapmama rağmen, yazdığım yazı beni tatmin etmemekte... Tatmin olmadığım yazılar hakkında dostlarla konuşmak isterken, dostlarım böyle ağır ve edebi yazılar okunmaz, demekle şaşırtmaktalar… Şaşırtırken, öcüden korkar gibi edebi yazılardan korkmaktadırlar. Ama yine de onları tümüyle düşünce yapımın içine yerleştiriyorum. Ve ıstırap içindeki yaşamımı ve kültürümü aktarmaya çalışıyorum... Aktarırken şunu anlıyorum: Bugün yazarla okuyucu ilişkisi kalmadı. İlişkinin bitmesiyle arkadaşlık yapısıyla beraber dostluk da kalmadı. Her şey menfaat üzerine kurulu artık... Ama işin kötüsü bizde hangisi menfaat üzerine kuruludur, hangisi kurulu değildir, bir türlü öğrenemedik. Çünkü her ikisini de aynı kişi üzerinde görebiliyoruz. Halbuki hangi ilişkinin menfaate dayandığını, hangisinin dayanmadığını bilsek ona göre tedbirimizi alırız. Neyse ilişkisi bozuk hokkabazları yerinde bırakıp ilim sahiplerinden bahsedelim... Özellikle Mezopotamya, Horasan ve Buhara'da çağın önde gelen ilim sahiplerinden bahsederken, görüyoruz ki buradaki bilgeler var olan değerleriyle zirvede... Zirvedekiler  eleştiri ve eleştirmekle işe başlamışlar. Hepsi de bilgi ve kültürleriyle zorbalığı hükmetme aracı olarak gören sultan ve krallara karşı çıkmışlardır. Karşı çıkarken, devrimci kimliklerinden vazgeçmemişlerdir. Hem ahlak hem de düşünce bakımından hep devrimci kalmışlar. Yerleşmiş yanlış inançlara karşı çıkarken, tutucu çevrelerin hücumuna uğrasalar da elle tutulmayan delillere itibar etmemişler... Onlar için tek ölçü; insan. Her şey insan için... Tabi ki yasalar ve düşünceler insanlarla beraber değişir ve değişimlerle insanların ihtiyaçlarını karşılar. Edep ve felsefeci düşüncelerle aklın dairesinde kabul gören her inanç, sevgiyle ve şüphesiyle beraber onların da ortak vasfı... Daha sonra ne yazık ki bu vasıflarını kaybederek uykuya dalmışlar. Ve çocuklar başlarını kaldırdıkları zaman, atalarının bıraktığı izleri silinmiş bulmuşlar… Aslında silinmemiş. Göçler Döneminde Batı'ya göçmüşler ve Horasan, Semerkant ve Mezopotamya’nın bilgiyle maharetlerini Batılılara öğretirken, Batı onlardan öğrendiklerini çalıp kendisine mal etmiştir.  Ve bugünkü insanlık bu çalınan medeniyetin eseri... Atina'nın cahili olduğunu bize Batının kendisi söylemektedir. Yunanların cahil olduklarını ve medeniyeti çaldıklarına borçlu olduklarını ilk haykıran Voltaire’dir. Güzel Katerina’nın Voltaire’ye sorduğu soru:-Gerçekten ilim ve medeniyet konusunda her şeyimizi bu zekasız Yunanlara mı borçluyuz?Voltaire, hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden verdiği cevap:-Hayır, kraliçem. Bu geri zekalı Yunanlar hiçbir şey keşfetmemiş sadece çaldıklarını allayıp pullayıp satmasını becermişler. Gerçekten de Arkeoloji tarihi ve filoloji, Voltaire’nin ne kadar haklı olduğunu bize göstermektedir. Çünkü çağdaş ilim, Yunanları sahte hüviyetiyle tanıtırken, Batı, çaldığı bölgelerin tarihinden bahsetmediğini görüyoruz. Bahsetmeye cesareti yok. Çünkü bu bölgelerin tarihini açıklarsa hırsızlığı ortaya çıkacak… Zaten tarih de; ehliyetsiz olduklarını bize ispat etmeye ve her zaman şehadet edeceğini haykırmaktadır. Batı matematikte ve cebirde habersiz iken Doğu’dan aldıkları cebir işlemleriyle hendesenin çalıntı olduğu ispatlanmaktadır... Bu ilimlerde hiçte başarılı olmadıkları ancak heykel sanatında barılı olduklarını görebiliyoruz. Ne var ki, felsefe ilminde de cahil olduklarının şüpheleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Çünkü aile hayatlarında fazilet sahibi olmadıkları ve sosyal ilimlerle bağdaşmadıkları görülmüştür. Hele tarih; hukuk ve aile hayatı konusunda; dünyada Romalılar ve Yunanlılar kadar ahlaksız ve kanun tanımayan başka bir milleti bize gösteremez…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/4236579ed31624e2792f483d900c2156.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4236579ed31624e2792f483d900c2156.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4236579ed31624e2792f483d900c2156.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4236579ed31624e2792f483d900c2156.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/yazarin-yazdiklari/2336/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 10:36:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YAKLAŞAN SEÇİMLER VE KARS’A DAİR BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
			<description><![CDATA[YAKLAŞAN SEÇİMLER VE KARS’A DAİR BİR DEĞERLENDİRME]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Onur ERSANÇMIŞMuhalefetin erken seçim talepleriyle birlikte seçim meselesi Türkiye kamuoyunun gündemine oturmuştur. Erken mi olacak yoksa zamanında mı yapılacak diye çeşitli tahmin ve iddialar yapılmaktadır. Zaten tüpten çıkan macunun geri dönüşü olmaması misali Türkiye’de seçim bir defa konuşulmaya görsün. Er ya da geç o seçim olur. Fakat ben hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, artan işsizlik, ağır ekonomik şartlar ve sair sebeplerle erken seçim ihtimalini zayıf görüyorum. Ama yine de Kasım 2022 tarihini düşük ihtimal de olsa not düşmekte fayda var.Siyasal ve toplumsal şartlar olgunlaştığı takdirde ben de memleketim Kars’tan MHP milletvekili adayı olmak istiyorum. Doğup büyüdüğüm ve çok sevdiğim memleketim Kars’a ve insanlarımıza milletvekili olarak hizmet etmek istiyorum. Kars’ı ve Karslıları Türkiye Büyük Millet Meclisinde hakkıyla temsil etmek istiyorum. Niyetim ve düşüncem bu yöndedir. Şayet listenin 1. Sırasından aday gösterilirsem, Allah(c.c)’ın izni, Kars halkının takdiri ve desteği ile kazanacağıma inanıyorum.  Ancak senaryosu önceden yazılmış bir oyunun bir parçası ya da figüranı olmayacağımı da şimdiden belirtmek isterim.Hani futbol müsabakalarında maç öncesinde takım kaptanından tutun da kaleciye varıncaya kadar tüm oyuncular ’’hak eden kazansın veya iyi olan kazansın’’ derler ya. İşte ben de tam o noktadayım. Hak eden kazansın. Aday belirleme sürecinde para değil liyakat belirleyici olsun. Parası olan değil kazanabilme imkânı ve potansiyeli olan kişi aday yapılsın. Aday yapılacak kişinin mal varlığı ve banka hesap cüzdanları değil ehil olup olmadığı dikkate alınsın.Kimseyi kırmak veya üzmek gibi bir niyetimiz yoktur. Talebimiz dillerden düşürülmeyen demokrasi adınadır. Ancak hiç kimse demokrasiyi, vatandaşın rutin olarak birkaç yılda bir sandık başına giderek sadece oy kullanmasından ibaret sanmamalıdır. Demokrasi, en yalın anlatımla ’’halk iradesi’’ demektir.O halde demokrasinin bir gereği olarak, Kars halkına sorulsun, şehirde yaşayan milliyetçilere kulak verilsin, Ülkücülerin görüşleri alınsın ve bu doğrultuda kazanabilecek kişi kim ise işte O aday yapılsın. Bu kişi ben de olabilirim bir başkası da olabilir hiç fark etmez, önemli de değil. Yeter ki hakkaniyetle karar verilsin. Hakikatlere ihanet edilmesin. Kars’tan MHP’nin gerek milletvekili çıkarmasının gerekse İl belediye başkanlığını kazanmasının tek yolu budur; Halkın ve Milliyetçi-Ülkücü tabanın istediği kişiyi aday yapmak. Bunun aksi hezimet olur, tekrar yenilgi olur. Birkaç haramzâde cebini dolduracak ve bir takım kodamanlar aday olup egosunu tatmin edecek diye hiç kimsenin bu şehirde Ülkücü-Milliyetçi Harekete gönül vermiş ve umut bağlamış insanları yeniden bir hüsrana ve hayal kırıklığına uğratmaya hakkı yoktur.Yeri gelmişken, buradan muhataplarını yol yakınken ve vakitlice uyarmak istiyorum. Genel Merkezde ispiyonculuk yaparak, onu bunu karalayarak, ayak oyunlarıyla, çeşitli tezgâh ve entrikalarla en fazla aday olabilirsiniz. Ama asla milletvekili olamazsınız, belediye başkanı da olamazsınız. Tuttuğunuz bu yol, yol değildir. Bu rezil yolun ne size bir hayrı olur ne de camiamıza.Önce teşhis koyalım ve teşhisi doğru koyalım. Çünkü bir doktor önce doğru teşhis koyup ardından doğru tedavi yöntemlerini uygulayamazsa hastasını iyileştirmesi mümkün olmaz. Esasında biz doktor da değiliz hasta da değiliz. ’’Doktorun Türk, ilacın İslam olsun’’ diyen şaire nazire yaparcasına, ruhumuzun ızdırabını dindirecek ilacı Türk-İslam Ülküsünde bulanlardanız. Siyasi ve içtimai inancımıza göre Türk-İslam Ülküsünün kalesi MHP ve Ülkü Ocakları’dır. Bu iki kurumla ilgili hassasiyetimizin kaynağı ise bahse konu inancımızdır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/99716b21e192d9a96be8d0eff733971a.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/99716b21e192d9a96be8d0eff733971a.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/99716b21e192d9a96be8d0eff733971a.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/99716b21e192d9a96be8d0eff733971a.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/yaklasan-secimler-ve-kars-a-dair-bir-degerlendirme/2331/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Nov 2021 16:15:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kars’ta işsizlik ve işini beğenmeyenler …!]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin her ilinde olduğu gibi Kars’ta da, işsizlik ve işini beğenmeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tacettin DURMUŞ / KARS Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) her ay olduğu bibi geride bıraktığımız 2021 yılının Ağustos ayına ait işsizlik rakamlarını da açıkladı.Kamuoyu ile paylaşılan verilere göre; mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde12,1 seviyesinde gerçekleştiği bildirildi. Yapılan açıklamada, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısının 2021 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre 11 bin kişi artarak 3 milyon 965 bin kişi olduğu belirtildi. İşsizlik oranının ise değişim göstermeyerek yüzde 12,1 seviyesinde gerçekleştiğine dikkat çekildi.GENÇLER KÖYLERİNDE ÇALIŞMIYORKars’ta ise işsizlik hat safhada olsa da, işini beğenmeyenlerin ve kendi işini yapmayanların sayısı her geçen gün artıyor. Geçiminin yüzde 70’ini tarım ve hayvancılıkla idame ettiren Kars’ın köylerinde yaşayan gençlerin çok büyük bölümü kendiişlerini yapmayarak büyük şehirlere ve kent merkezinde başka bir iş yapmak için biri biri yarışıyor. Özellikle köylerinde durmayıp ta kent merkezine gelen özellikle genç kızlar, kafelerde günlük 60 - 70 TL yevmiye ile çalışıyor. Aynı zamanda iş beğenemeyen gençler kafe ve kahvehanelerde gününü geçtiriyor.TURİZM İŞLETMELERİ KALİFİYE ELAMAN BULAMIYORÖte yandan dünyayı ve ilimizde de olumsuz olarak etkileyen COVİD- 19 salgınına rağmen kentteki tüm turizm işletmeleri, kalifiye elaman bulamıyor. İşini meslek olarak yapan elaman bulamayan otel ve diğer turizm işletmeleri, kaliteli hizmet vermek için çaba sarf ediyor. Köylerde ise hayvanların bakımı genelde yaşlılar tarafından yapılıyor. Gençlerin büyük bölümü kendi hayvanlarına bakmayarak günlerini şehir merkezindeki kafelerde geçiriyor. Çalışmadıkları gibi aile bütçelerine de yük olmaya devam ediyor. Türkiye’nin her ilinde açılan ve birçoğu lise seviyesinde olan üniversitelerden mezun olan gençler de iş bulamadıkları gibi diplomalı işsiz sayısını her geçen gün arttırıyor. Aynı gençler kendi tarlalarında da üretim yapmadığı gibi tarlalarının yolunu bilmeyenler bile var. Kars’ta ise durum diğer illere göre daha farlı bir işsizlik durumu yaşanıyor. Genç işsizlik oranının iş olanaklarının son derece kısıtlı olması nedeniyle işsizliğin ilimizde deki seyri göç ile son buluyor. Son yıllarda Doğu Ekspresinin ülke gündemine oturması nedeniyle ilimize gelen binlerce ziyaretçiye hitap etmek için açılan kafe ve restoranlar, kış turizminin başlamasını umutla bekliyor.ŞEHİRDE KAZANDIKLARINI AFGAN ÇOBANLARA MAAŞ OLARAK ÖDÜYORLARAynı zamanda Ülkenin dört bir yanını saran mülteciler, Kars’ta da işsizliği farklı bir noktaya taşıyor. Kars’ta ki mültecilerin büyük bir bölümünü Afgan Mülteciler oluştururken, neredeyse tüm köylerde Afgan çobanlar iş imkanı buluyor.  Köylerde büyük ve küçükbaş hayvanları olan çok sayıda köylü ise hayvanlarını otlatması ve kışın bakması için Afgan çobanları çalıştırıyor. İşsizliğin yaşandığı Kars’ta köylerinde kendi hayvanlarına bakmayan köylüler, il merkezinde başka bir işte çalışarak kazandıkları parayı Afgan çobanlara maaş olarak ödüyorlar. Hal böyle olunca da bazı köylüler evlerini ve hayvanlarını Afgan çobanlara bırakarak şehir merkezinde çalışıyor.  Ayrıca Kars’ta işi ve işyeri olmayan bazı köylüler ve il merkezinde besicilik yapanlar da kendilerine Afgan çobanları yardımcı olarak çalıştırmaya devam ediyorlar. Kars’ta ise durum diğer illere göre daha farlı bir işsizlik durumu yaşanıyor. Genç işsizlik oranının iş olanaklarının son derece kısıtlı olması nedeniyle işsizliğin ilimizde deki seyri göç ile son buluyor….]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/31be144d967e1657951e52f05d7a192f.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/31be144d967e1657951e52f05d7a192f.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/31be144d967e1657951e52f05d7a192f.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/31be144d967e1657951e52f05d7a192f.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kars-ta-issizlik-ve-isini-begenmeyenler/2243/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 11:53:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kars&#039;ta trafik komisyonunun düşündüren kararı..!]]></title>
			<description><![CDATA[Hiç şüphesiz ki trafik kuralları can ve mal güvenliğini güvenliği için çok gereklidir ve uymalıdır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ancak bazı kararlar vardır ki; komik de tartışılır olmaktadır. Kars kent merkezinde uygulanan bazı kararlar gibi; Geçtiğimiz günlerde bir muhabir arkadaşım, İnönü Caddesi’nden Cumhuriyet Caddesi'ne geçişte çok uzun bir yol katledildiğini yerel basında dile getirmişti.Bu sorunun gazetemizde dile getirilmesinin ardından, Kara Yolları Bölge Müdürlüğü konuya el atmış ve çalışma başlatmıştı. Ben kent merkezinde adeta kangrene dönüşmüş olan bir başka yola dikkat çekeceğim. Düşünün ki aracınızla Atatürk ve Ordu caddelerinden gelip Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi'ne geleceksiniz. Cumhuriyet Meydanı'ndan da Atatürk heykelinden sonra 50 metre dönüp bu caddeye döneceksiniz.Oysa meydandaki Atatürk Anıtı'nın bulunduğu bölgede eski Cumartesi pazarı da bulunduğu için aracınızla sağa dönüp İnönü Caddesi'ni takip edeceksiniz. Eski güzergah kapandı; yani 50 metrelik ara cadde tek yol oldu.İnönü Caddesi'ne dönen sürücüler, Cumhuriyet Caddesi'ne ileriden uzun yoldan sola sonra dönüp tekrar Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesinde dönecek. Yani 50 metre için 3 kilometre yol kat edeceksiniz. Ayrıca bu cadde üzerinde Alparslan Lisesi ve final Lisesi biri birçok okul ve dershane de bulunuyor. Okulların bulunduğu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi'ne gidecek öğrencilerin yolu uzayacak, araç sürüklenir zaman kaybı ve yakıt kaybı yaşayacak. Zaman kayıpları olduğu gibi trafik cezası yemesine de neden olacak. Oysa tüm trafik kuralları bazıları kazaları önlemek, ekonomi ve zaman kaybını önlemek için uygulanır. Umarım trafik Komisyonu bu 50 metre mesafeyi açar ve cezaların zaman ve yakıt kaybının önüne geçer Hepinize iyi haftalar dilerim”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/b229aeece670be0cb7404d18dd97d6a9.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b229aeece670be0cb7404d18dd97d6a9.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b229aeece670be0cb7404d18dd97d6a9.JPG"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b229aeece670be0cb7404d18dd97d6a9.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kars-039-ta-trafik-komisyonunun-dusunduren-karari/2216/</link>
			<pubDate>Mon, 04 Oct 2021 20:15:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YONCA PLAN TİPİNİN TÜRKİYE’DEKİ EN İYİ ÖRNEĞİ: KARS KÜMBET CAMİ]]></title>
			<description><![CDATA[YONCA PLAN TİPİNİN TÜRKİYE’DEKİ EN İYİ ÖRNEĞİ: KARS KÜMBET CAMİ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ulaş KILIÇ – Ph.DBağratlı Krallığı zamanında, Kral Abas II Tekvur tarafından 932-937 yılları arasında 12 Havari adına yaptırılan Kars Havariler Kilisesi, şimdiki adıyla Kümbet Cami, Türkiye’deki yonca plan tipinin en iyi temsilcisi olarak gösterilmektedir. Kars kent merkezi Kaleiçi Mahallesi’nde, Kars Kalesi’nin güneyinde bulunan yapı, aynı zamanda Kars’ın da ikonlaşmış en harika mimari yapılarındandır. Yonca plan şemasında koyu renkli düzgün kesme bazalt taştan inşa edilmiş yapı, merkezi bir kubbeye dört yönden birleştirilmiş yarım daire planlı, yarım kubbe örtülü eksedralar ve giriş bölümünden meydana gelip Ruslar tarafından sonradan eklenen bölümlerden oluşmaktadır.10’uncu yüzyılda Kars, Bağratlı Krallığı’nın başkenti iken ticari ve mimari gelişmeler bakımından Bağratlılar Dönemi’nde gelişme gösteren Kars şehri, 100 bini aşkın nüfusuyla Ortaçağ’ın en büyük şehirlerinden biri olmuştur. Ortaçağ kaynakları tarafından Kars Katedrali olarak da adlandırılan Havariler Kilisesi, Kars’ın bu güçlü döneminde yapılmış olup uzun yıllar kilise olarak hizmet verdikten sonra, Sultan Alparslan tarafından camiye çevrilmiştir.Anadolu’da Sultan Alparslan’ın, Ani’den sonraki ikinci cuma namazının burada kıldığı kabul edilmektedir. Daha sonra Bizans tarafından tekrar kiliseye çevrilen yapı, 13’üncü yüzyılda Moğol istilası ile harap olmuş ve 1579 Kars imar faaliyetlerinde, Osmanlı Devleti’nce onarılıp tekrar camiye çevrilmiştir.  Evliya Çelebi, 1647’de Kars’ta gördüğü 47 camiden sadece 8’inde ibadet edilebildiği belirtmiş ve bunlardan dördüncü olarak Süleyman Efendi Camii adıyla güzel bir caminin, kiliseden camiye çevrildiğini belirtmiştir. Evliya Çelebi kiliseyle ilgili şu bilgileri aktarmıştır: Kızıl Kilise adıyla büyük bir kilise, Padişah’ın emriyle camiye çevrilmiştir. Hüseyin Kethuda Camisi adıyla anılan caminin kalabalık cemaati vardır.1878 tarihinde Rusların Kars’ı işgaliyle tekrardan kiliseye çevrilerek eklemeler yapılan yapı, 1918 yılında tekrar camiye çevrilmiş ve Ruslar tarafından eklenen Çan kulesi yıkılmıştır. Kümbet Camii, 1964 - 1978 yılları arası müze olarak kullanıldıktan sonra, 1994 yılında cami olarak tekrardan hizmet vermeye devam etmiş ve 2004-2007 yılları arasında kapsamlı şekilde onarılmıştır.Kubbe altında yer alan 12 Havari kabartmasından dolayı Havariler Kilisesi olarak anılan yapı, Kars Katedrali olarak da adlandırılmıştır. Camiye çevrildikten sonra ise Selçuklu türbelerini andıran kubbe yapısı nedeniyle Kümbet Camii olarak anılmasının yanında Evliya Çelebi tarafından Hüseyin Kethüda Camii olarak bahsedilen yapı, bugün hem cami hem de kilise olarak kullanılmaktadır.KaynakçaAnonim, 1973 Kars İl Yıllığı, Kars Valiliği, Ankara, 1973.ERİSEN, Servet, Kars Tarihi, İstanbul, 2013.GÜNDOĞDU, Hamza, “Kars’ın Anıtsal Yapıları”, Kars ‘Beyaz Uykusuzluk Uzakta’,İstanbul, 2006.KIRZIOĞLU, M. Fahrettin, Kars Tarihi, İstanbul, 1953.SAĞIR, Güner, “Kars Surp Arak’elots Kilisesi”, Anadolu ve Çevresinde Ortaçağ,Ankara, 2011.URAL, Selçuk, Kars Tarihi Geçmişten Cumhuriyete, Kars, 2011.YILMAZ, Gürsoy “Ortaçağ’da Anı Kalesi”, http://dergipark.gov.tr/download/articlefile/28584 (Erişim 3 Ocak 2018).E-Kaynakçahttps://www.virtualani.org/karscathedral/turkish.htm(Erişim: (4 Ocak 2018).]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/58a00994b37a008fd2397a811b8938ff.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/58a00994b37a008fd2397a811b8938ff.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/58a00994b37a008fd2397a811b8938ff.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/58a00994b37a008fd2397a811b8938ff.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/yonca-plan-tipinin-turkiye-deki-en-iyi-ornegi-kars-kumbet-cami/1614/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Mar 2021 01:04:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[21 MART BAYRAMI KUTLU OLSUN]]></title>
			<description><![CDATA[21 MART BAYRAMI KUTLU OLSUN]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya çapında çeşitli halklar tarafından Afganistan’dan Arnavutluk’a ,Orta Asya’dan Irak’a 21 Martta kutlanan bir bayramdır Nevruz.Geleneksel olarak kutlanır.Kars’ta Azeriler “bayram gibi bayram” olarak coşkuyla kutlarken diğer halklarda kutlar ama, Azerilerin Nevruzu gibi olmazdı.Çocukluğumda aklımda kalan Noyruzda (Terekemeler böyle adlandırır.) toprak damlı evlerin,ahırların üstünde,tepelerde  akşamları ateşler yakılırdı.Baharın gelişi,doğanın uyanışı kutlanırdı.Noyruz bayramının bir sahibi vardı dediğim gibi ama Azerilerin Nevruzu kadar çoşkulu olanı hatırlamam.Bugün islamiyetle ilişiği olmamasına rağmen,bir islam devleti olan  İran’da Nevruz haftalara yayılan şenliklerle kutlanır,tatil olan günler İranlılar için ayrı bir anlam taşır.Keza Azerbaycan’ın en önemli bayramıdır Nevruz.2010 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,yaklaşık 3000 yıldan beri kutlanan Pers kökenli bu günü Dünya Nevruz Bayramı olarak ilan etmiş ve Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi’ne dahil etmiştir.İster Göktürklerin Ergenekon’dan çıkış günü olarak kutlansın,ister İran ve Kürt mitolojisine dayanılarak kutlansın bugün bir bayram ve şenlik günüdür.Meraklısı Nevruzun hangi halklar tarafından hangi görsellikte kutlandığını ,sahiplenildiğini çok kolay öğrenebilir.Hepi topu bir tık uzağımızda dünyanın bilgisi mevcut.Bu bayramı herkes kendi dilince adlandırır kuşkusuz.Söyleyişi de birbirine yakındır.Nevruz, Novruz, Noruz, Newroz, Navruz, Nowruz, Naurız, Nooruz, Navrez,Noyruz .Her dilde “Yeni Gün”anlamına gelir.Her dilde kutlu olsun.İster şenliklerle kutlansın, ister tatil günü olsun, isterse Kürtlerin Demirci Kawa efsanesine dayansın, ister Ergenekon efsanesine, bu özel gün her halkta bayram olarak kutlanır.Kutlu olsun.Ülkemizde bu günü kitlesel olarak sokak ve alanlarda coşkuyla Kürtler kutlar.Kürtler bugüne kendi diliyle Newroz der,ama sırf bu sözcük yüzünden kutlanmasına izin verilmez.Olmaz çünkü “w” harfi yasaklı.Tv kanalları bu harfinde içinde olduğu adı kullanır ama, kanal ismindeki “w” İngilizcedir ve mesele yoktur.Newroz’daki “w” ise Kürtçedir ki; bu memlekette “Kürtçe ıslık çalmak yasaktır”.Eğer ıslık çalınacaksa Kürtçe olmayacak,diğer dillerde ıslık çalmanın mahsuru yoktur.Her dilde ıslık çalınabilir.Biri hariç.Rahmetli Musa Anter’in kulakları çınlıyor mudur acaba?Bahar geliyor her yan çiçeklerle donanacak.Yüz çiçek açsın bin fikir yarışsın demek ne kadar zor.Doğada yüz değil belki binlerce çiçek açıyor,bu çiçekleri biçsenizde,ezsenizde baharın gelişi engellenemiyor.Ama,değil bin fikrin iki fikrin yarışmasına dahi müsaade edilmiyor.Yasak,kural,kaide,sınır koymazsak kıyamet mi kopar acaba.Hatırlanacaktır.Doksanlı yıllarda birçok ilde,ilçede “Newroz” kutlamaları yasaklanır ama yasağa rağmen kutlanırdı, insanların yaşamı pahasına.Yasak olmayınca bir kişinin ayağı bile taşa değmezdi.Ne güzel.Ne güzel.Kimsenin ayağı taşa değmesin.Herkes kendi dilince ıslık çalsın.İsteyen meydanlarda ateşler yakıp üstünden atlasın halaylar çeksin,isteyen salonlarda demir dövsün yumurta tokuştursunlar.Bu bayram adı ne olursa olsun protokol bayramı değildir halkın daha doğrusu halkların bayramıdır.Nevruz kutlu olsun,Newroz piroz be.Navrezim mubarek.Noktayı Tatarların Navrez dediği bu bayramı kutlama ritüeli ve türküsü ile koyalım.Kırım Tatarları bu bayrama Navrez derlermiş.Tatarlar sabahları erkenden kalkar.Ağaçtan bir dal keser,bu dala çiğdem,kardelen gibi doğada erken açan çiçekleri asarlar.Çocuklar bu dalı alıp kapı kapı gezer,kapılarda Navrez türküsünü söylerler ev sahipleri de çocuklara yumurta ,şeker gibi yiyecekler verirler.Çocuklar da sepet sepet hediyeleri kendi aralarında hakça pay ederlermiş.Ne güzel.Keldı baar nur saçıp,Navrez kokuy mor açıp,Eşerdi çöller, dağlar,Azan navrezim mubarek.Navrez keldı, korunuz,Navrez akkın beriniz.Cennet olsun cerınız,Azan navrezım mubarek.Keldı baar, turunız,Bu navreze bakınız.Koterilsin başınız,Azan navrezım mubarek.Uyun artı bagça,Aktar-toktar bokça.Balalarga beş (yımırta) akça,Azan navrezım mubarek.Çıktı çolge batır Ali,Zilfi kara dülüdüli.Ol tanrının arslanı,Azan navrezım mubarek.                              Mehmet Zengül]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/9586081c22f6e4ff4167bf51a6202e52.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/9586081c22f6e4ff4167bf51a6202e52.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/9586081c22f6e4ff4167bf51a6202e52.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/9586081c22f6e4ff4167bf51a6202e52.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/21-mart-bayrami-kutlu-olsun/1602/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 12:22:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖNCE EKMEK]]></title>
			<description><![CDATA[BAŞLARKEN]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Merhaba.”Önce Ekmek” köşemizin adı olsun istedim. Ekmek, insan elinden çıkmış diğer tüm değerler gibi demekten çok öte anlamlar içeriyor.Bir gıda kültürü olduğu kadar insanlık geçmişimiz kadar eskidir denebilir.Ekmek sözcüğü somut olarak karın doyuran bir gıdayı ifade etmez sadece.Ona verilen değer ,ekmeğin yaşamımızda tuttuğu yer bizim sosyal ve ekonomik durumumuza da ışık tutar.“Önce Ekmek” sözü; kullanıldığı yere ve zamana göre anlamını bulur. Bazen bir dramı anlatır bazen bir umudu, bir öfkeyi, bazen de sevinci anlatır. Bazen de bir sloganı. İşçinin emekçinin yoksulun dilinde “İş Ekmek Özgürlük” olur. Hepsinden önemlisi kaygımız olmuştur hep “önce ekmek” demek.”Önce Ekmek”.Önce ekmek…Türk edebiyatının usta kalemlerinde Orhan Kemal‘in ödüllü bir öykü kitabının adıdır “ Önce Ekmek”. Ekmek kaygısı. ekmek kavgası, ekmek davası, ekmek teknesi, Kısaca ekmek hayatımızın temel kaygısıdır temel kavgasıdır, temel davasıdır. Ekmek kimi zaman aslanın ağzında kimi zaman sadece milyonlarca yoksulun düşüdür ne yazık ki. Orhan Kemal hikayelerinde emekçilerin kaygısını yazdı hep. Bu kaygıyı ifade ederken “önce ekmek” dedi. Ben de burada hangi konuda laf edersem edeyim işin içinde hep önce ekmek olacak. Çünkü işin doğası bu.Önce ekmek diyenlerin dünyasından biri olarak, dilim döndüğünce bu kaygının bir parçası olmanın yanında sesi olmaya gayret edeceğim. Yani sevgili okur; önce ekmek derken umutlarımızı hayallerimizi bir kenara koymadan yürüdük yürümeye de devam edeceğiz. Eve ekmek götürme davası. Götürebildiği ekmeği büyütme davasını “herkese yeter ekmek” noktasına taşımaktır derdimiz. “Önce Ekmek”ten “Herkese yeter Ekmek, Herkese Yeter Dünya” özlemiyle ekmek davası olan emekçilerin gençlerin hikayelerini konu edebilirsem ne mutlu bana. Hayatımızda tıpkı Orhan Kemal’in roman ve öykülerinde olduğu gibi hayallerini yarı yolda bırakan nice “kahraman” vardır. Bir de umudu yeşertenler hep diri tutanlar.Bazen yerelden Susuzdan /Kars’tan, genele Türkiye’ye dünyaya kadar “bizim hikayemiz” anlatılacak. Ekmek bizim hikayemiz, çocuk bizim hikayemiz, eğitim /sağlık bizim hikayeniz. Yaşanabilir bir çevre bizim hikayemiz.Cilavuz bizim hikayemiz. Ne dersek diyelim “anlatılan hikaye senin hikayendir”.İlçemiz için atılan her adım, verilen her emek değerlidir deyip yeni adımların atılması yeni emeklerin verilmesi için “müşterek” çıkarlarımız insanlığımızın bir gereği olacaktır. Cilavuz geçmişte eğitim meşalesinin aydınlattığı bir yerken bugün içinde bulunduğu trajik durumu sık sık irdeleyeceğiz.”Müşterek” hayatın bir parçası olarak hepimize görev düşüyor bunu biliyor bunu söylüyoruz.Sağlıcakla kalın…Mehmet Zengül – Yazar]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/282970783765eff77db9f6498514c12f.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/282970783765eff77db9f6498514c12f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/282970783765eff77db9f6498514c12f.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/282970783765eff77db9f6498514c12f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/baslarken/1580/</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2021 21:47:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yiğitler Diyarı Kars Kalesi’nin Tarihi]]></title>
			<description><![CDATA[Ulaş Kılıç, Kars Kalesinin tarihini kaleme aldı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ulaş KILIÇKars şehrinin sembolü haline gelen ve şehre ismini veren Kars Kalesi, dikdörtgen planlı içkale, şehri çevreleyen sur ve burçlardan oluşan dışkale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. İç sur 3500 m. uzunluğunda olup hisar ve hendeklerin toplam uzunluğu ise 2700 m.’dir. Su Kapısı veya Çeribaşı Kapısı, Ortakapı ve Behram Paşa Kapısı ismiyle üç kapısı olan kale, askerlerin kalması için tasarlanmış koğuşlar, kışla yapıları, eğitim yerleri, dendanlar, cephanelik, sarnıçlar, dizdar evi, cami, türbe, burçlar, vb. yapılardan meydana gelmektedir. Kars’a yapılan saldırılarda dışkaleye nazaran daha az hasar alan içkale bölümü Karadağ Tepesi’nde kayalıkların üzerinde, şehre hâkim bir noktada olup üç yanı Kars Çayı ile çevrilidir. Kars Kalesi’nin içkale bölümü, kalın ve sağlam moloz taş örgülü sur duvarları ile çevrili olup doğal korunmanın az olduğu taraflara eklenen kulelerle desteklenmiştir.Batısı ve güneyi Kars Çayı’nın açtığı derin vadiyle sınırlanan, doğu-batı doğrultusunda uzanan ve andezitten oluşan sarp-yüksek bir kayalığın üzerine kurulu olan Kars Kalesi’nin, Erken Demir Çağı’nda yapıldığı varsayılmaktadır. Ayrıca, Kars Kalesi’nin inşa tekniği, yapımı için seçilen yerin diğer Urartu kaleleriyle benzer özellikler göstermesi ve bölgenin tarihinden yola çıkılarak Urartular zamanında ilk şekliyle inşa edilmiş olduğunu da düşündürmektedir. Kale’nin bilinen ilk onarımı, Müslüman Arapların 690’da Kars Bölgesi’nde olduğu tarihte gerçekleşir. Kars Kalesi’nde hüküm süren Ermeni Kral Muşekh, bir gece ansızın Arap ordusu üzerine baskın yaparak 200 kişiyi öldürmesi üzerine Arapların saldıracağı endişesi ile Kars Kalesi’nin bozulmuş olan yerlerini kısa sürede onartmıştır. IX. yüzyılda Abbasi Devleti’nin ele geçirmek amacıyla kısmen tahrip ettiği Kars Kalesi, X.yüzyılda içkale ve dışkale olarak yeniden temelleri atılmıştır. Yapının, Kaleiçi Mahallesi’ndeki bölümü ise Bagratlılar tarafından inşa edilmiştir. 1071 MalazgirtZaferi’nden sonra Saltuklu Beyliği’ne verilen Kars ve Erzurum, Saltuklu Hükümdarı Emir Saltuk tarafından 1202 tarihine kadar yönetilmiş olup 1152 tarihinde Saltukoğlu Sultan Melik İzzettin’in emriyle vezir Firuz Akay tarafından Kars Kalesi’nin yeniden inşa edildiğini 1579 Kars imar faaliyetlerinde ele geçirilen bir kitabe sayesinde öğrenilmektedir. XIII. yüzyılda Cengiz Han ordularınca ağır bir şekilde tahrip edilen kale, XIV. yüzyılda Timur tarafından kullanılmaz hale getirilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kars’ı almasına kadar geçen sürede harap halde yatmıştır.1548 tarihinde II. Doğu Seferi’ne çıkan Kanuni Sultan Süleyman, Pasin-Kars Sancakbeyi Dulkadirli Ali Bey’e bir ferman gönderip Kars Kalesi’nin onarılmasını ister ve bunun üzerine Ali Bey, 5 bin ırgat ve yapı ustasıyla Kars’ı imara girişmişken Safevi Ordusu tarafından Kars tahrip edilmiş ve yapı ustaları öldürülmüştür. Safevi Devleti’yle barış ortamı sağlandıktan sonra, Doğu Serdarı Lala Mustafa Paşa, Kars’ın içkale, ortakale ve dışkalesini yedi kola ayırıp 1152’teki Saltuklular çağından kalma temeller üzerine yeniden inşa ederek yedi büyük burçla beraber bitirmiştir. 1604 tarihinde İran Şahı I.Abbas tarafından tahrip edilen Kale, 1616 tarihinde Sadrazam Kara Mehmet Paşa tarafından tekrar onartılmıştır. 1636 tarihinde Safevitehlikesine karşı Sultan IV. Murat’ın gönderdiği bir fermanla eksikleri tamamlanan Kale, Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla 1734 tarihine kadar savaş ve yıkım görmemiştir. 1648 yılında Kars’ı ziyaret eden Evliya Çelebi, Kars Kalesi hakkında seyahatnamesinde şu bilgileri vermiştir. “Kalenin kuzey tarafta arkadan, bir top menzili ve aralıkta bir dağ vardır iç kale bir tepeye oturtulmuştur. Aşağı hisar düzlük bir yerdir. Hepsi beş kat sağlam surdur. Kale kapısı doğuya bakar. Yukarı Kale denilen orta kale kapısı batıya açılmış demir kapılardır. Surun içinde dizdar evi iki yüz nefer leventlerin evleri, mükemmel cephaneleri vardır. Ama bu orta hisarda çarşı, pazar, han, hamam yoktur. Bu kalenin aşağısı varoşlu büyük hisardır. İki kat sağlam surdur. Yeni üç demir kapısı vardır. Kapının içinde kapıcılar gözcüler vardır. Bunların tulga, tüfek, cıda ve türlü savaş aletleri bulunur. Bu kapıların biri batıya Erzurum yönüne açıktır. Buna Su Kapısı Çeri Kapısı derler. Biri Kağızman tarafına açıktır. Buna Orta Kapı derler. Üçüncüsü doğuya Revan tarafına bakan Behram Paşa kapısıdır. Kale duvarının üzerinde karakol hanelerde gece gündüz muhafızlar bekçilik edip her karanlık gecede kalenin kapı ve duvarlarını meşalelerle aydınlatırlar. Varoş hisarının boyu o kadar yüksek değildir ama gayet geniş sağlam ve taştandır. Aşağı kalenin etrafı çepeçevre göldür ki Behram Paşa kapısından Ortakapıya kadar sarmıştır. Suyu da hayat suyu gibidir. Bu yönden kaleye girmek asla mümkün değildir. Kalenin çevresinde iki yüz tane yüksek kule vardır. Bedeni iki bin seksen diştir. Bu büyük yapının çevresi beş bin yedi yüz adımdır”.1644 tarihinde Aras Havzası’nda meydana gelen şiddetli bir yer oynamasıyla bazı bölümleri yıkılan kale, Safevi Hükümdarı Afganlı Nadir Şah tarafından 1734 ve 1744 tarihlerinde iki kez kuşatılmış, fakat ele geçirilememiştir. XIX. yüzyıla gelindiğinde Safevi tehlikesi, yerini Rus tehlikesine bırakmıştır. 1801 tarihinde Ruslar, Tiflis’i işgal edip Gürcistan’a yerleşmiş ve Osmanlı bu tehlikeyi dikkate alarak 1803 tarihinde Kars Kalesi’ni esaslı bir şekilde onarmıştır. Kale daha sonra 1804 ve 1806 tarihlerinde de çeşitli onarımlar görmüştür.1855 Kırım Savaşı’nda ve 1877’de, 93 Harbi’nde Rus saldırısına uğrayan ve bu saldırılara direnenKars Kalesi, Karslı ozanların dizelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:“Çok öyle yan bakma Moskof sen ona,Zafer nişanıdır Kars’ın kalesi!Nice bin düşmana bozgun salmıştır;Osmanlı şanıdır Kars’ın kalesi”Karslı Bahrî (1854)“Asker olan bölük bölük bölünürSandınız mı Kars Kalesi alınırBoz atlar üstünde kılıç çalınırCan sağ iken yurt vermeniz düşmana.”Çıldırlı Aşık Şenlik (1877)1877’den 1917’ye kadar Rus kontrolünde kalan Kars Kalesi, Türkiye Cumhuriyeti’ne geçtikten sonra bir müddet Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı kalmış, daha sonra 2016 yılında başlatılan Kars Kalesi Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon ve Çevre Düzenleme Projesi kapsamında onarılmıştır. Kalenin kitabeleri Ermeniler tarafından kazındığından, okunamamaktadır. Ancak F. Kırzıoğlu, 1579 imar faaliyetleri sırasında bulunan bir kitabeden söz etmektedir. Kıpçak saldırılarıyla tahrip olan Kars Kalesi’nin, Melik İzzettin Saltuk tarafından 1153 tarihinde onarıldığını belirten kitabenin Türkçe şeklinde: “Bu mübarek kaleyi, Allah devletini ebedi edesi Mevlana Sultan Melik İzzettin çağında, Allah yardımcılarını aziz eylesin, meliklerin veziri Firuz Akay yaptırdı. Buranın yapılıp onarılmasına, Allah yattığıyeri ve kabrini nurlandırsın, dünya kadınlarının başı ‘Tacünnisa’ diye tanıtan SultanKerimeddin kızı Begüm yardım etti. 548 (1153)” denilmektedir.KaynakçaM. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, İstanbul, 1953.Mehmet Işıklı, Doğu Anadolu Erken Trans-Kafkasya Kültürü, İstanbul, 2011.Murat Delen, Kars İli ve İlçelerindeki Türk Dönemi Mimari Eserleri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı, (yayımlanmamışYüksek Lisans Tezi), Van, 2005.Oktay Belli, “Kars Adının Kökeni ve Anlamı”, Kars 2. Kent Kurultayı – Kafkasya’da OrtakGeleceğimiz, İstanbul, 2007.Ercan Cengiz, XI. ve XV. Yüzyıllar Arasında Kars, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Erzurum, 2013.Rene Grousset, Başlangıcından 1071’e Ermeni Tarihi, İstanbul, 2008.Feray Temel, Ortaçağ Boyunca Kars ve Çevresinin Tarihi Coğrafyası, T.C. Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı, (yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kars 2011.Cumhuriyetimizin 75.Yılında Kars.Ersin Hakan, Başlangıcından Roma Devri’ne Kadar Kars Tarihi, İstanbul, 2009. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/ac6d568e18ee1709fe7378d9f5e714b8.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ac6d568e18ee1709fe7378d9f5e714b8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ac6d568e18ee1709fe7378d9f5e714b8.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ac6d568e18ee1709fe7378d9f5e714b8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/yigitler-diyari-kars-kalesi-nin-tarihi/1430/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 09:39:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Korona döneminde kiracılık ilişkileri]]></title>
			<description><![CDATA[Avukat Burcu Soylu’nun, “Korona döneminde kiracılık ilişkileri” yazısı:]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Yeni normalimiz olan pandemi sürecinde gerek kiracılar gerekse ev sahipleri arasında anlaşmazlıklar daha çok gündeme gelmeye başladı. Kiracı, kiramı ödemeyi erteleyeyim ama evden de çıkmayayım derken; ev sahipleri ise tek geçiminin kira olduğunu ileri sürerek kira bedellerini tahsil etmeye çalıştılar. Hal böyle olunca da taraflar arasındaki anlaşmazlık sayısındaki artışlar kaçınılmaz oldu. Peki bu durumda kiracı ve ev sahibi neler yapabilir, hangi haklara sahiptir?•    Kira sözleşmeleri yazılı veya sözlü şekilde yapılabilir. Yazılı veya sözlü olan kira sözleşmesinin hükümleri taraflar arasında her zaman değiştirilebilir, aksi kararlaştırılabilir. Bu nedenle pandemi sürecinde kira sözleşmeleri kendi içinde değerlendirilmelidir. Covid-19 salgını kira sözleşmeleri açısından değerlendirildiğinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi kabul edilen, öngörülmesi ve karşı koyulması mümkün olmayan bu salgınının bir mücbir sebep teşkil ettiğini düşünmekteyim.  Nitekim Yargıtay, çeşitli kararlarında salgın hastalıkların bir mücbir sebep olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Koronavirüs pandemisi bir mücbir sebep teşkil ettiğinden, eğer taraflar sözleşmede mücbir sebep halini kararlaştırmamışlarsa, borçlu aşırı ifa güçlüğü hükümleri uyarınca sözleşmeyi uyarlama bu mümkün değilse dönme hakkına sahiptir. Nitekim pandemi başladıktan sonra yapılan kira sözleşmelerinde, öngörülmeme halinden bahsedilemeyeceğinden aşırı ifa güçsüzlüğü hükümlerinden yararlanılamayacaktır. Bu nedenle pandemi döneminden sonra imzalanan kira sözleşmelerinde bu hususa ayrıca dikkat etmek gerekir.    •    Türk Borçlar Kanunu uyarınca, sözleşme yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar. Sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemişse, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde kira sözleşmelerinde fesih hakkını kullanma hakkına sahiptir.•    Ev sahibi yasal hakkı olan kira bedelinde artışa gidebilir. Bu artış taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre genelde TEFE – TÜFE oranı üzerinden olmaktadır. Eğer kiracı bu oranın hakkaniyetli olmadığı kanaatinde ise bu durumda tespit davası açmalıdır. Açılacak olan bu tespit davasında mahkeme emsal değerler ile kiralanan mülkün o günkü koşullar altındaki değerine, piyasa koşullarında yeniden kiralanacak olursa hangi bedel aralıklarında kiralanabileceğine bakacak olup hakkaniyeti de göz önünde bulundurarak bir karara varacaktır.Tüm bu yazılanlar değerlendirildiğinde, tarafların hak kaybına uğramaması açısından işin uzmanından yardım almaları gerektiği kanaatindeyim. Kalın sağlıcakla…”Av. Burcu SOYLUE-posta:av.burcusoylu@gmail.com ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/4e532a9b4d1b04ea28d2f93a4eed01f9.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4e532a9b4d1b04ea28d2f93a4eed01f9.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4e532a9b4d1b04ea28d2f93a4eed01f9.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/4e532a9b4d1b04ea28d2f93a4eed01f9.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/korona-doneminde-kiracilik-iliskileri/1398/</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 20:27:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gazeteci-yazar ve müzisyen Salih Şahin, türkünün geçmişini dile getirdi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“HOŞ GELİŞLER OLA” TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİKars ve çevresi ile ilgili müzik, folklor ve kültür üzerine araştırma, derleme ve kitapları bulunan gazeteci-yazar Salih Şahin, Kars’ın meşhur "Hoş gelişler ola" türküsünün doğuşunu ve geçirdiği evreleri dile getirdi. Kars oyunları, Türküleri ve Ozanları Derneği Başkanı olan Salih Şahin, “Bu türkü aslında Enver Paşa için düzenlenmişti. Enver Paşa'nın gelmemesi nedeni ile daha sonra Atatürk için uyarlandı” dedi.Türkünün zamanımıza gelmeden söz ve müziğinin 3 evreden geçtiğini belirten Salih Şahin, bu türküyü 1984 yılında yayınladığı “Kars Türküleri” kitabında ilk defa işlemişti. Kars ve Azerbaycan yöresinde bilinen “Olam boyun gurbanı" türküsünün müziği ile birebir örtüştüğüne dikkat çeken halk müziği derlemecisi ve bestekar Salih Şahin, türkü hakkında şu bilgiyi verdi:“1918 yılında Enver Paşa’nın Kars'a geleceğini haber alan yöre halkı hazırlık yaparken bir beste ile kendisini karşılamaya karar verdiler. Sarıkamış’ta Varlık Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve 9. Kolordu’nun Rusça tercümanı Yusuf Arpaçay’ın babası Gümrülü Hacı Mehmet Ağa tarafından sözü yazıldı. Revanlı akordeoncu Mehmet oğlu Seyit Ağdam tarafından bestesi yapıldı. O zamanki türkünün sözü söyle idi:Hoş gelişler ola ey meymenetli paşaAskerin, milletin, devletinle bin yaşaSerfiraz ettin bu kademleriMesud eyledin, Kars’a gelmeyiHoş gelişlerin bu görüşlerinTebrik eyleriz, tebrik eylerizCephede mitralyöz ayna gibi parlıyorŞarkistan Türkleri, sancak açtı bekliyorMarş marşaskere kurbanMarş ileri, dönmez geriTürk’ün askeri, Türk’ün askeriSağdan sola, soldan sağaAl da bayrağı, yunan üstüne Enver Paşa Kars'a gelememişti. 6 Ekim 1924 tarihinde ulu önder Atatürk’ün Kars’a gelişi ile aynı türkü Atatürk’e uyarlandı. Kars’ta gazeteci Mehmet Türkel ile akordeoncu Tağı Oşenyüzen, türküde ufak değişiklikler yaparak şu şekilde uyarladı: Askerin milletinRehminbasır sen KemalDahisi, gazisiBilgisisen sen Kemal Arş arş ileri ileriSerfenaz eyle bu gademleriTebrik eyleriz Kars'a gelmeniMin sene yaşa, möhterempaşaBaş eğip tamam tebrik eyleriz Hoş gelişler olaMustafa Kemal PaşaAskerin, milletinBayrağınla çok yaşa Arş arş ileri ileriArş ileri, marş ileriDönmez geri Türk’ün askeriSağdan sola, soldan sağaAlda bayrağın düşman üstüne 6 Ekim 1924 tarihinde eşi Latife Hanım ile trenle Kars'a gelen ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, Kars Garı’nda bu oyunlu türkü ile karşılanınca çok duygulandı. Gece de Atatürk ve kurmayları için orduevinde bir gece düzenlendi. “Hoş gelişler ola" türküsü gecede de yeniden oyunlu halde sunuldu. Ekibin başında Kars’ta tanınmış tiyatrocu Artist Settar lakaplı Settar Güldür'ün eşi Gülperi Güldür oynuyordu. Türkülü oyunun sonunda koynundan çıkardığı Türk bayrağını Atatürk’e sundu. Ulu önder Atatürk de Gülperi Güldür'ü ödüllendirmek istedi. Ekibe ve Gülperi’ye de çeşitli hediyeler verildi. O geceden sonra bu türkülü oyunun sonunda hep Türk bayrağı çıkarılması gelenek halini aldı. Türkünün sözünde de bazı değişiklikler yapıldı ve son şeklini aldı:Hoş gelişler olaMustafa Kemal PaşaAskerin milletinBayrağınla çok yaşa Arş arşarş ileriMarş ileri dönmez geriTürk’ün askeriSağdan sola soldan sağaAlda bayrağın düşman üstüne Cephede mitralyözAyna gibi parlıyorDoğunun TürkleriBayrak açmış bekliyor Parlayan yıldızınAlemi tenvir ederCumhuriyet bayrağıŞemalar içre süzer”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/34cb2c93a264f65f499a0da1f69c0550.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/34cb2c93a264f65f499a0da1f69c0550.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/34cb2c93a264f65f499a0da1f69c0550.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/34cb2c93a264f65f499a0da1f69c0550.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/gazeteci-yazar-ve-muzisyen-salih-sahin-turkunun-gecmisini-dile-getirdi/516/</link>
			<pubDate>Fri, 01 May 2020 16:19:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOL  VE  KÖY ENSTİTÜLERİ–3]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOLVEKÖY ENSTİTÜLERİ–3Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan, altı ve sekiz aylık eğitmen kursları, köyleri yüz yılların karanlığından kurtarmak için bir ümit, eğitmenler de ‘köye ışık taşıyacak köylüler’ olarak görülüyordu. Bu kurslarda binlerce eğitmen yetiştirecek ve bunlar dağ yamaçlarında, derin vadilerde ve yüksek ovalarda bulunan az nüfuslu köylere on yıllar boyunca eğitim ışığı götüreceklerdi.Köylere yerleştirilen bu eğitmenler, bizzat Bakan ve Müfettişler tarafından sürekli denetleniyorlar ve kursta tamamlayamadıkları eksiklerini, gezici başöğretmenlerin bilgilerinden de yararlanmak suretiyle, kendi kendilerine çalışarak telafi ediyorlardı.Köy okullarındaki eğitmenlere ders programları hazırlanmış; kitaplar hazırlanıp dağıtılmış ve eğitmenli köylerde, okul, işlik ve köy konağından oluşan yapı projeleri hazırlanıp uygulanmıştı. Daha sonra, bu projeleri kapsayan bir ‘Köy Eğitmenlik Kanunu’ çıkartılmıştı.Bu yasaya göre; eğitmenler, nüfusları öğretmen gönderilmeye elverişli olmayan köylerin eğitiminin ve öğretiminin yanı sıra, tarım işlerinde de köylülere rehberlik etmeleri için yetiştiriliyordu. Bu eğitmenleri yetiştiren kurslar; ‘Maarif ve Ziraat vekâletleri’ tarafından, tarım işleri yaptırmaya elverişli okul ve çiftliklerde açılıyor, bu kursların bütün harcamaları da bu iki bakanlık bütçesinden karşılanıyordu.Eğitmenlere verilen bu kurslarda, okuma, yazma, aritmetik, geometri, yurt bilgisi, hayat bilgisi gibi kültür derslerinin yanı sıra, tarla ve bahçe tarımı, bahçıvanlık, bağcılık, hayvancılık, arıcılık gibi tarım dersleri de veriliyordu. Sekiz ile altı aylık Köy eğitmeni yetiştirme kursları, 1946 yılına kadar çeşitli yerlerde devam etmiş 8.675 eğitmen yetiştirmiştir.Eğitmen gönderilmeyecek derecede büyük nüfuslu, nüfusu 400’ün üstünde olan köylere öğretmen yetiştirmek için de yine Saffet Arıkan’ın fikri ve önerisiyle, İzmir/Kızılçullu ve Eskişehir/Mahmudiye hara binasında iki adet ‘Köy Öğretmen Okulu’ açıldı.Maarif Bakanı, buradan çıkanların yalnız öğretmen yetişmeyeceğini, başarılı olanların, devlet liselerinde Üniversiteye hazırlanacağını, hatta yurt dışı üniversitelerine bile gidebileceklerini söylüyordu.Köy Öğretmen Okulları’nın ilk adı ‘Köy Eğitim Yurdu’ idi. Üç yıllık köy ilkokullarından çıkanlar alınıyor, buralarda iki yıl daha eğitim verilerek, beş yıllık ilkokul öğrenimi tamamlandıktan sonra, üç yıllık bir orta öğretime tabi tutuluyordu. Bu öğretimde genel derslerin yanında bazı zanaatlar ve tarım işleri uygulama şeklinde öğretiliyordu. Bu okulların ‘Eğitmen Yetiştirme’ bölümleri de vardı. İlerleyen yıllarda bu bölümlere kızlar ve kadınlar da alınmaya başlandı.Köy Öğretmen Okulları, daha sonra ‘Köy Enstitüleri’ adı altında geliştirildi. Çünkü: Eğitmen Kursları’nın başarılı olması üzerine, bu kursların bulunduğu yerlerde ‘Köy Öğretmen Okulları’ açıldı. Daha sonraları, Köy Öğretmen Okulları, ‘Köy Enstitüleri’ne dönüştürüldü.Türkiye’nin dört ayrı ilinde program olarak fiilen uygulanmakta olan Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940’ta çıkan yasa ile resmen yasalaşmıştır. Bu tarihte uygulamaya giren KöyEnstitüleri, yurdun 21 ilinde vücut bulmuş ve resmiyet kazanmıştır. Bu eğitim projesi tamamen Türkiye’nin koşullarına uygun ve Türkiye’ye özgü bir projedir.(devam edecek)dundar_songul@hotmail.comwww.songuldundar.com]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/b679ceceac640d765a6a84d7d5e26b28.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b679ceceac640d765a6a84d7d5e26b28.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b679ceceac640d765a6a84d7d5e26b28.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/b679ceceac640d765a6a84d7d5e26b28.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/cagdas-egitime-giden-yol-ve-koy-enstituleri-3/497/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Apr 2020 16:19:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kars’ta Kovid-19 ile Mücadele Toplantısı-2 ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kars’ta Kovid-19 ile Mücadele Toplantısının ikinci oturumu sonunda ortaya çıkan tavsiye raporu yayınlandı.Kars Kent Konseyi tarafından organize edilen ve Kars Belediyesi’nin Kovid-19 virüsü ile mücadele çalışmalarına bilim ışığında devam etmesini amaçlayan video konferans toplantılarının geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 2. oturumu sonunda ortaya çıkan tavsiye raporu yayınlandı.19 Nisan 2020 Pazar günü Kars’ta Covid-19 ile Mücadele gündemiyle Kars’tan ve Türkiye’den uzmanlar, bilim insanları, Kars Kent Konseyi ve Kars Belediyesinden temsilciler video konferans yöntemiyle ikinci toplantıları yapmıştı. İlk toplantı önerileri ve Kars’ta mevcut durum değerlendirmesi yapılarak yürütülen faaliyetler, planlamalar gözden geçirildi. İkinci toplantı sonunda aşağıdaki hatırlatma ve öneriler sunuldu.· Kars Belediyesinin kısa, orta ve uzun vadeli olarak projeksiyonlar ve senaryolar hazırlaması önerilmiştir. Bu sayede salgın sürecinin toplumsal etkilerinin bilinmesi, öngörülerin hazırlanarak uygun planlamaların yapılması gerektiği vurgulanmıştır.· Kars’ta salgın sürecinden daha büyük oranda etkilenen toplumsal gruplar için sosyal yardımların yapılmasından öte, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve sürekliliğini sağlayacak mekanizmaların gerekliliği önerisi yapılmıştır. Bu eksende kent konseyi mahalle meclisleri gibi yapılar aracılığıyla toplumsal dayanışma ağlarının tesisi ve güçlendirilmesi önerisi yapılmıştır. Tesis edilecek toplumsal dayanışmanın salgın sorası yerel yönetimlerin formuna da etki edeceği ve katılımcı yönetim anlayışını güçlendirebileceği de vurgulanmıştır.· Kars Belediyesinin ilgili birimlerinin özellikle kadın ve çocuklar konusunda faaliyetler yürütmesi tekrar vurgulandı. Aile içi şiddette çocukların belediyeye erişiminin neredeyse olanaksız olduğu; kadın ve çocukların kolay ulaşım ve hızlı desteklenmesi yönünde çalışmaların artırılması önerilmiştir.· Aile içi şiddet konusunda belediyenin ilgili birimlerine erişimin yanında sivil toplum eksenli ağların daha faal hale gelmesinin önemi vurgulanarak bu tip örgütlenmeler için kurumsal çalışmalar önerilmiştir.· İl Pandemi Kurulunda kadın temsiliyetinin artırılması; sağlık emek meslek örgütlerinin de temsil edilmesi yönünde çalışmalar ve öneriler geliştirilmesi önemle vurgulanmıştır.· Su hakkı ekseninde Kars ilindeki evsel tüketimin belirli bir oranda ücretsiz olması gerektiği tekrar vurgulanmış ve su hizmetleri konusundaki altyapı çalışmalarının ara verilmeksizin yürütülmesinin öneminin altı bir kez daha çizilmiştir.· Klima kullanan işyeri ve kamu kurumlarının hastalığın yayılmasına daha uygun bir ortam yarattığı tekrar hatırlatılarak bu tip yerler için özel çalışmaların planlanması ve yürütülmesi gerekliliği bir kez daha vurgulanmıştır.· Salgından en fazla etkilenen grupların başında evsiz vatandaşların da olduğu vurgulanarak Kars’ta da evsiz hemşerilerin tespiti ve korunmasıyla ilgili çalışma yürütülmesi gerektiği tekrar hatırlatılmıştır.· Mültecilerle ilgili olarak sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlanması için bilgilendirici ve destekleyici çalışmalar yapılması önerilmiştir. Kars’ta Afgan mültecilerin yoğunluğuna vurgu yapılmıştır. Yurt içindeki sağlık hizmetlerinden yararlanma, salgın, hijyen gibi konularda eğitim çalışmalarının tertip edilmesi; anadillerinde el ilanı, broşür hazırlanması önerilmiştir.· İnşaat sezonun açılmasıyla birlikte başlayan inşaatların mümkün olabildiğince kısıtlanması, yapımı zorunlu olan faaliyetlerdeyse salgın konusundan gerekli önlemlerin alınması ve denetimlerin sıkı uygulanması önerisi getirilmiştir.· Halihazırda yürütülen ve doğaya müdahalesi yüksek olan büyük ölçekli projelerle ilgili kamuoyu yaratılması varsa böyle projelerin durdurulması için çaba sarf edilmesi önerilmiştir.· Kurum içi faaliyet olarak Kars Belediyesinde iş sağlığı birimi ve bu birimin içinde özellikle salgın sürecinde personel takibi yapan özel bir ekibin önemi tekrar hatırlatılarak önerilmiştir.· Salgın sürecinde çalışma yürüten birimlerin sürekli ve iç denetime açık olarak eğitilmesinin hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok önemli olduğu bir kez daha vurgulanmıştır.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/174582e4cfd864cef455513d1f76bb1c.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/174582e4cfd864cef455513d1f76bb1c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/174582e4cfd864cef455513d1f76bb1c.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/174582e4cfd864cef455513d1f76bb1c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kars-ta-kovid-19-ile-mucadele-toplantisi-2/492/</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 14:01:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[RAMAZAN AYINI SAĞLIKLI GEÇİRMEK İÇİN TAVSİYELER]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[RAMAZAN AYINI SAĞLIKLI GEÇİRMEK İÇİN TAVSİYELER       Bir ramazan ayı daha başlıyor. Bu sene de ramazan ayının uzun günlere rastlamasından dolayı oruç tutanların sağlıklarına özel bir önem vermeleri, vücudu uygun beslenmeye alıştırmaları, değişecek olan beslenme ve uyku düzenine kendilerini psikolojik olarak hazırlamaları, iftar ve sahur menülerini hazırlarken daha bir dikkatli olmaları gerekmektedir. Ramazanın gelmesi ile birlikte oruç tutan kişilerin günlük beslenme düzenleri de ani olarak değişir. Bu dönemde sağlığı korumak, en uygun beslenmeyi sağlayıp dengeli bir diyeti sürdürmek ve hijyenik besinleri tüketmek önemlidir. Her zaman olması gerektiği gibi ramazan boyunca da sağlıklı, dengeli beslenerek oluşabilecek birçok sağlık sorununu önlemek mümkündür.       Bu yıl yine ramazan, uzun ve sıcak günlere denk geldiği için özellikle dikkat edilmesi gereken konu da sıvı dengesidir. Çünkü bu aylarda vücudun sıvı ihtiyacı yüksektir ve bu duruma dikkat edilmediğinde ciddi sağlık sorunları oluşabilir. Hava sıcaklığı sebebiyle kaybolan su ve mineral kaybını dengelemek amacıyla iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı alımına gereken özen gösterilmelidir. Vücuttaki su kayıplarını önlemek için oruç öncesinde ve sonrasında yeterli miktarlarda su tüketilmelidir. Ramazanda beslenme açısından asıl dikkat edilmesi gereken, kişinin vücut dengesini koruyarak her zaman olduğu gibi ramazan ayında da yeterli ve dengeli beslenmeye çalışmaktır. Bunu sağlamak için her besin grubunda yer alan besinlerden uygun miktarlarda tüketmek gereklidir.       Ramazan ayının toplumumuzda çok özel bir yeri olduğu için genellikle sahur ve iftar, normal öğünlere göre daha zengin hazırlanmaktadır. İftar ve sahur menüsü hazırlanırken her grup besinden oluşan dengeli bir menü oluşturmaya özen gösterilmelidir. Öğün saatlerinin ve sayısının değişmesiyle beraber kişilerin beslenme alışkanlıklarında ve metabolizmalarında bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Uzun süreli açlık sonucunda metabolizma az enerji harcamaya başlar ve vücut hareketleri yavaşlar. Uzun süren açlıktan sonra kan şekerini düzenleyecek, boşalan karbonhidrat depolarını dengeleyecek olan kompleks karbonhidratlardan zengin şekilde beslenmek gerekir. Şeker ihtiyacının genellikle doğal besin kaynaklarından karşılanması daha doğru olacaktır. Basit karbonhidratlar diye tarif ettiğimiz şeker, şekerli besinler, beyaz un ve rafine edilmiş yiyeceklerden mümkün olduğu kadar kaçınmak gerekir. Bunların yerine kepekli-tam tahıllı karbonhidratlarla ve sebzelerle kan şekerini düzenlemek, sağlıklı beslenmeye yardımcı olacaktır. Yemeklerden hemen sonra çay-kahve içmek, yenilen yemeklerle alınan vitamin ve minerallerin emilimlerini engeller. Çay ve kahve aynı zamanda su kaybına da neden olacağından ramazan boyunca siyah çaydan ve kahveden uzak durmaya çalışın. Bunların yerine su ile birlikte vitamin ve mineral kaybına yol açmayan beyaz veya yeşil çayı tercih edebilirsiniz. İftar ile sahur arasındaki sürede mümkün olduğu kadar bol su tüketilmelidir. Yemek sırasında çok fazla sıvı tüketmemeye, çok fazla miktarda yememeye özen gösterilmelidir. Yemekler pişirilirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Farklı çeşitlerdeki yiyeceklerden azar azar yemeye, yemeklerdeki yağ miktarına dikkat edip özellikle etli yemeklerde kullanılan yağı azaltmaya ve tatlı tüketilecekse genellikle hafif tatlılar tercih edilmeye çalışılmalıdır. Fazla şerbetli, yağlı tatlıların yerine; bu aylarda daha sıklıkla tüketilebilecek sütlü tatlıları veya meyve tatlılarını tercih etmek daha doğrudur. Miktarına dikkat etmek koşuluyla ramazanın simgesi haline gelen güllaç, uygun bir tatlı olarak kabul edilebilir.       Yeterli ve dengeli beslenmeyi ramazan ayında da devam ettirebilmek ve metabolik dengeyi koruyabilmek adına özellikle sahurlar atlanmamalıdır. Ramazan ayında yapılan en büyük hatalardan biri, sahura kalkmayıp gece uyumadan önce yemek yemektir. Bu durumda açlık süresi uzadığı için metabolizma da yavaşlamaktadır. Uzun süreli açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşer, devamında da halsizlik ve baş ağrısı görülür. Sahur vaktinde bir şey yememek; gün içerisinde açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine, metabolizmanın daha çok yavaşlamasına ve bunlara bağlı olarak da günün verimsiz geçmesine sebep olmaktadır. Ancak bunun tam aksine sahur sofrasının ağır yiyecekleri içerecek şekilde hazırlanması da son derece yanlış olacaktır. Çünkü gece saatlerinde metabolizma hızı düştüğü için tüketilen besinler daha hızlı yağa dönüşecektir ve bu durum da vücutta hızlı kilo alımına neden olacaktır. Bütün bunları önleyebilmek için sahura mutlaka kalkılmalı ve süt, yoğurt, peynir gibi bol miktarda protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı ya da genellikle çorbalardan ve sebze yemeklerinden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Yemek yeme işleminin uykudan yaklaşık 2 saat kadar önce tamamlanmış olması daha doğru olacaktır. Sahurlarda yüksek miktarda tuz/sodyum içeren yiyeceklerden olabildiğince uzak durulmalıdır. Çünkü bu tür yiyecekler susuzluğu arttırıcı özelliktedir.       İftarları genellikle çorba ile açmak ve bir süre ara verdikten sonra yemeğe geçmek daha doğrudur. Bu durum, hem doygunluk hissini sağlamak hem de sindirim problemlerini önlemek açısından etkili olacaktır. İftarlar geniş bir zaman dilimine yayılarak iftara hafif yemeklerle başlanıp 15-20 dakika kadar sonra da ana öğün tüketilmelidir. Ramazanın yemek kültürü açısından en bilinen özelliği, iftar sofralarındaki çeşitliliktir. Ramazan döneminde gün içinde kan şekerindeki düşüş ve sofralardaki çeşitlilik nedeniyle genellikle iftarlarda yemekler hızlı yenilmekte ve fazla miktarda yeme isteği doğmaktadır. Beyin, doyma emrini yemekten yaklaşık 15-20 dakika sonra verir. Yemekler yavaş bir şekilde, az porsiyonlarda ve iyice çiğnenerek tüketilmelidir. Gereğinden fazla yemek, boş mideye yüklenmek demektir.        Oruç tutmak, sağlıklı bir insanın metabolizmasını çok fazla etkilememekle beraber bazı hastaların (şeker hastaları, ağır kalp hastaları, böbrek hastaları, mide rahatsızlıkları yaşayanlar, tansiyon hastaları, ağır enfeksiyon geçirenler, karaciğer yetmezliği olanlar vb.), hamilelik ve emziklilik gibi özel durumu olan kişilerin oruç tutmalarının da olumsuz sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Kronik hastalıkları olanlar, oruç tutmadan önce ilgili bir uzman hekime danışmalıdırlar.       Dünyanın dört bir yanından gelen corona virüs haberlerinden hepimiz yeterince etkilendik, geceleri uyuyamayıp uykularımızdan da uyanır olduk. Ramazan boyunca kendimizi dinç hissetmek ve gün boyu enerjik olabilmek için vücudun dinlenme zamanı olan kaliteli uyku çok önemlidir. Uyku düzeninin tekrar sağlıklı hale gelebilmesi için uyumadan 1-2 saat kadar önce yasemin veya papatya çayı gibi sakinleştirici çaylar içmek, uykuya dalmayı kolaylaştırıp kaliteli bir uyku sağlayacaktır. Sağlık ve huzur dolu bir ramazan dilerim…                                                                                                                                                                                                      Diyetisyen Hilal ŞAHİN                                                                                                hilal_sahin93@hotmail.com ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/a9af0b94616ac9c6960131769316a4f1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/a9af0b94616ac9c6960131769316a4f1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/a9af0b94616ac9c6960131769316a4f1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/a9af0b94616ac9c6960131769316a4f1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/ramazan-ayini-saglikli-gecirmek-icin-tavsiyeler/484/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Apr 2020 12:29:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOL VE   KÖY ENSTİTÜLERİ–2]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[                                            ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOL                                                   VE                                   KÖY ENSTİTÜLERİ–2             Cumhuriyetin ilk on yılında başlayan kültür devrimleri döneminde, Anadolu insanının dil yönünden, tarih yönünden, ideoloji yönünden Atatürk’ün gösterdiği ilkelere, yeni devletin ana prensiplerine göre eğitilmesi, bütün devrimlerin köylerde de uygulanması isteniyordu.           Ancak; köycülük çalışmaları da Anadolu köylerinin yerleşme özelliklerini ve çeşitli büyüklüklerde 40.000’ den fazla köysel yerleşme biriminin varlığını ortaya çıkarıyordu. Bu kadar dağınık birimlere devlet hizmetinin götürülmesi çok zor olacaktı. Türk köylerinin bu durumu, Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nda sık sık söz konusu ediliyordu. Türkiye, bu kadar çok köye, devlet hizmetlerini götürmek için yeni bir yol bulmalıydı.              Köycülük çalışmalarının yanı sıra, bu sorunla ilgilenen Türk düşünürleri ve bilge insanlar da yeni yollar aramaya devam ediyorlardı. O yıllarda Hıfzırrahman Raşit, köy yüksek okullarının ve üniversite öğrencilerinin köylere gönderilmesi gibi fikirleri, Nusret Köymen, Meksika Köy Rehberleri okulu Projesini, Kazım Nami, Lehistan ve Cezayir’deki köy öğretmeni yetiştirme projelerini örnek olarak gösteriyorlardı. Vedat Nedim (Tör) de kooperatifçilikten yararlanılmasını istiyordu. Bedii Ziya (Egemen), köy eğitmeninin Türkiye için önemini vurguluyor, Yunus Nadi, köy ilköğretimin ilkelerini ve köy öğretmeninin özelliklerini araştırıyordu. Halil Fikret (Kanad) da ne yayın organlarının, ne memurların ne de mevcut öğretmen okulu çıkışlı öğretmenlerin devrimleri köylere yerleştiremeyeceğini, köye yeni tip öğretmenler yetiştirilmesi gerektiğini bildirerek, şu modeli öneriyordu: ‘Şehirlerden uzaktaki geri kalmış köylerde, hatta bataklık kenarlarında yeni tip okullar kurulmalıdır. Geniş topraklar üzerinde her türlü tarım çalışması, kooperatifçilik ve kültür dersleri verilerek köylü çocukları buralarda altı yıl okutulmalı ve buradan çıkanlar köye gönderilmelidir. Köyde ancak bunlar başarılı olurlar.’          Bu arada 1937 yılında Bakanlığın ilköğretim dairesi de bakana sunulmak üzere hazırladığı bir raporda, yeni tip köy öğretmeni yetiştirmek için, yeni tip köy öğretmen okulları kurulmasını öneriyordu.         İstek üzerine Türkiye’ye geniş bir kalkınma raporu hazırlayan Amerikan heyeti, raporlarının eğitim kısmında, köy öğretmen okullarının köye öğretmen bulmak için, başka programların denenmesi gerektiğini vurguluyordu.          1933 başında, Türkiye’de ilköğretim sistemini ve ilkokulları incelemek için getirilen ve 1934 yılına kadar incelemeler yapıp Bakanlığa bir rapor veren Berky Parker de raporunda, genel görüşlerin zıddına, köy öğretmenleri yetiştirmek için ayrı bir okula gerek olmadığını, Çünkü: Türkiye’deki köylerin ve şehirlerin ortak sorunlarının daha çok ve önemli olduğunu, köylerin, adeta şehirlerin sayfiyesi niteliğinde olduğunu belirtiyordu.       1935 yılında Saffet Arıkan, Kültür Bakanı olunca; İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne vekâleten İsmail Hakkı Tonguç’u getirdi. Bakan, mecliste bütçe dolayısıyla eğitimin genel durumunu izah ederken, köy çocuklarının ancak % 25’nin okullaşabildiğini, eğer o günkü şekilde çalışmaya devam edilirse, her köye bir öğretmen yetiştirmek için yüz yıl beklemek gerektiğini açıklıyordu.       1934 yılında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Kıtası’nda İsmail Hakkı Tekçe Paşa’nın, erlere okuma yazma öğretmedeki gayretleri ve buradan terhis olanların köylerde okuma yazma öğretmeye başlamaları ve bir zamanlar Prusya ordusunda da, eğitilen askerlerden terhis olduktan sonra öğretmen olarak yararlanma uygulamasının başarılı olduğu düşüncesi üzerine, Atatürk, Saffet Bey’e, ordunun zeki ve çalışkanlarının kısa süreli kurslardan geçirildikten sonra köylere ‘eğitmen’ olarak atanmalarını  teklif etti.       Atatürk’ün bu önerisinin uygulamasına 1936 yılında başlandı. Ankara Mürtet Ovası köylerinden, askerliklerini yapan 80 genç, o sıralarda yedek subay olarak askerliğini yapan Emin Soysal’ın idaresinde Eskişehir/Çifteler Harası’nda sekiz aylık bir ‘Eğitmenler Kursu’na alındı. Bu kursun yarısında, çalışmaları basına ve kamuoyuna tanıtmak için bir deneme dersi gösterisi düzenlendi. Buradaki proje ve uygulaması çok beğenildi. Hem de ekonomik bulundu. Yazar Falih Rıfkı Atay, bu deneme dersinden sonra şunları yazıyordu.      ‘Garplı Türk köylüsü, köyünde, köyünün içinde, eğitimcileri tarafından yetiştirilecektir. Cumhuriyetin bu rehberi eski köy imamının yerini tutacak, demokrasinin ve hükümetin halkası olacaktır. Halkın kalkınmasına hizmet edecek, her şey onlar vasıtası ile kolaylıkla Türkiye ölçeğinde tatbik edilecektir.’          O zamanlar, her köyden bir genç erkeğin eğitim için, bir genç kızın da sağlık hizmetleri için seçilip yetiştirilmesi düşünülüyordu. Kurslar sonunda başarılı olanların diplomaları Ankara Gazi İstasyon İlkokulu’nda bakanların katıldığı bir törende, bir örnek ders denemesinden sonra, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından verildi. Bakan Şükrü Kaya, ‘Kolomb’un yumurtasını bulup yerine oturtmuş olduk’ diyordu. Falih Rıfkı ve diğerleri, bu törenin ertesi gününde yazdıkları yazılarda, hareketin ilk başarılarını coşkuyla ilan ediyorlardı.           Eğitmen adaylarına okuma, yazma, faiz de dâhil basit hesaplar, Türk Tarihi, Coğrafya ve diğer branşlarda temel bilgilerin yanı sıra, köy hayatında köylüye lazım olan temel bilgiler de öğretiliyordu. Bunun yanı sıra, Kültür Bakanlığı, eğitmenlerini istihdam edeceği köy okullarında eğitimin niteliğini artırabilmek için, her beş eğitmenli okul için, bir gezici ‘başöğretmen’ atamayı kararlaştırmıştı. Bunların görevleri, her gün, bir eğitmenli köye giderek, eğitmenlerin yetersiz kalabileceği konuları öğretmekti. (devam edecek)dundar_songul@hotmail.comwww.songuldundar.com                                                                                                                                                                                                                                 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/bc2554675cd2b2feee16e975fbdd73c6.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bc2554675cd2b2feee16e975fbdd73c6.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bc2554675cd2b2feee16e975fbdd73c6.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bc2554675cd2b2feee16e975fbdd73c6.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/cagdas-egitime-giden-yol-ve-koy-enstituleri-2/473/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 12:44:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağışıklığı Güçlendirmek]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ANTİOKSİDANLARIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEYE KATKISI             Ülkemiz Covid-19 hastalığı ile savaşmaya devam ederken sağlıklı beslenme ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişkinin önemi daha da fark edilmektedir. Bağışıklık sistemi, çeşitli hücre ve proteinlerin etkileşimi ve ortak çalışması ile vücudu koruyan kusursuz bir savunma sistemidir. Bu sistemin asıl görevi, hastalık yapan mikroorganizmalara karşı vücudu koruyup olumsuz etkilerini engellemektir. Vücudun normal antioksidan savunmaları belirli bir koruma sağlamakla beraber beslenmeye antioksidanların eklenmesi, doğal savunma mekanizmalarını destekleyen ek bir aktif kalkan sağlayacaktır.             Antioksidanlar, vücuda gelebilecek olan zararları azaltan moleküllerdir. Vücuttaki antioksidan enzim sistemleri, oluşabilecek anlık hasarları önleyebilmektedir.       Antioksidanların olumlu etkilerinin görülebilmesi için vücutta belirli oranlarda bulunmaları gerekmektedir. Antioksidanlar açısından zengin bir beslenme programının bu yönde önemi oldukça büyüktür. Sağlıklı yaşam anlayışı ile hareket eden bireyler, antioksidanlarca zengin diyetlere büyük ilgi göstermektedirler.       Antioksidan savunma sistemi yeterince iyi çalışmıyorsa ve antioksidan gıdalar yeterli miktarda tüketilmiyorsa veya antioksidan özellikli desteklerden yararlanılmıyorsa serbest radikaller hücrelere zarar vererek birçok önemli rahatsızlığın başlangıcına zemin hazırlarlar ve de erken yaşlanmaya sebep olurlar. Yaşlandıkça vücuttaki doğal antioksidan üretimi azalır. Uzmanlar, antioksidan üretiminin 25 yaşından sonra yavaşladığını söylemektedir.       Antioksidanların bir kısmı vücut tarafından üretilir, bir kısmı da sebze ve meyvelerle alınır. Havadaki kimyasal maddeler, gıdalardaki katkı maddeleri, ilaç artıkları, güneş ışığı, egzoz dumanları gibi birçok kanserojen madde, antioksidana duyulan ihtiyacı artırır. Gerekli oranda antioksidan alınamadığı takdirde kanserin ve kalp hastalıklarının meydana gelme olasılığı artar. Yeterince olumlu bir fayda sağlamak için mümkün olduğu kadar değişik antioksidan kaynaklarından faydalanılması gerekir.       Günümüzde çay, kapsül gibi çeşitli formları kullanılan antioksidan ürünler arasında;  biberiye, yeşil çay, A vitamini, B2 vitamini, C vitamini, E vitamini, Coenzyme Q-10, zerdeçal, alıç meyvesi, alıç çiçeği, ginkgo, çoban üzümü, selenyum, çinko ve üzüm çekirdeği bulunmaktadır. Beta-karoten, pycnogenol proantosiyanidinler, likopen, alfa lipoik asit ve milk thistle gibi beslenme destekleri de doktor tavsiyesiyle kullanılabilir. Üzüm çekirdeği, en güçlü antioksidan kaynaklarından biridir. Özellikle siyah üzüm çekirdeği çiğnenerek yenildiğinde doğal olarak antioksidan alınmış olur. Yaban mersini, böğürtlen, çilek, kuşburnu, kivi ve mürdüm eriği gibi meyveler antioksidan özelliklidir.  Soğan, sarımsak, brokoli, kereviz, havuç, lahana, karnabahar, semizotu, domates ve Brüksel lahanası antioksidan özellikli sebzelerdir. Meyve ve sebzelerin koyu, canlı ve parlak renkli olanları daha fazla antioksidan madde içerir.  Badem, ceviz, fındık, kabak çekirdeği ve ay çekirdeği de antioksidan içeren gıdalardır.       Dünyada ve ülkemizde yayılmaya devam eden yeni tip koronavirüse karşı kendimizi koruyabilmek için yapılabilecek en önemli şeylerden biri de Sağlık Bakanlığı’nın da belirtmiş olduğu gibi bağışıklık sistemini güçlü tutabilmektir. Her zaman dikkat etmemiz gereken sağlıklı yaşam kurallarına, özellikle bu dönemde daha bir özen göstermeliyiz. Bu noktada da bizlere düşen, güçlü bir bağışıklık sistemi için bütün gerekenleri ihmal etmeden uygulamaktır.             Sözlerimi Hipokrat’ın konu ile ilgili güzel bir sözü ile sonlandırmak istiyorum: “Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun.” (Hipokrat)       Sağlığınız ve keyfiniz yerinde olsun…                                                                                                     Hilal ŞAHİN (Diyetisyen)                                                                                                hilal_sahin93@hotmail.com   ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/bdd5c98e983ebb4dfd78150ed75cfa34.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bdd5c98e983ebb4dfd78150ed75cfa34.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bdd5c98e983ebb4dfd78150ed75cfa34.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bdd5c98e983ebb4dfd78150ed75cfa34.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/bagisikligi-guclendirmek/467/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 20:01:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOL  VE  KÖY ENSTİTÜLERİ–1]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇAĞDAŞ EĞİTİME GİDEN YOLVEKÖY ENSTİTÜLERİ–1Mustafa Kemal, öğretmenlere ve öğretmen yetiştiren kurumlara büyük önem vermişti. Anadolu’daki sert savaş şartlarına rağmen 1921 yılında; Malatya, Burdur, Diyarbakır, Çorum illerine yeni öğretmen okulları açılırken, 1922’lerde öğretmen yetiştirmek için yeni düzenlemeler yapılması ve ‘Mıntıka öğretmen okulları’ kurulması planlanıyordu.Cumhuriyet döneminde bu fikir devamlı canlı tutulmuş, Üniversitenin Deneysel Psikoloji Öğretim Üyesi Ali Haydar (Taner) 1924 sonlarında verdiği bir konferansta, köylere öğretmen yetiştirmek üzere daha basit öğretmen okulları kurulmasını öneriyordu. Ali Haydar’a göre; Türkiye’de köy ve şehir hayatları birbirinden çok farklı idi. Şehirde yetişmiş kişilerin köylerde öğretmenlik yapmaları çok zordu. İlkokul çıkışlı köy çocuklarının alınacağı üç yıllık ‘Köy Muallim Mektepleri’nde, çocuklar köy hayatına yakın bir biçimde yaşamalıydı. Ali Haydar beyin program taslağını hazırladığı bu okullar, 1925’te Konya’da toplanan Maarif Müfettişleri Kongresi’nin gündeminde de yer aldı. Bakanlıkta bir ‘Köy Mektebi’ dairesinin kurulmasını isteyenler, köylüyü köyden ayırmayacak, üretimden koparmadan çağdaşlaştıracak bir okul istiyorlardı. Bu arada, Maarif Vekâleti’nin daveti üzerine Türkiye’ye gelip oldukça önemli bir rapor veren John Dewey, köy okullarına öğretmen yetiştirecek tipte öğretmen okulları kurulmasını öneriyordu.1926 yılında çıkan Maarif Teşkilatı Kanunu’nda, ilköğretim okullarının yanı sıra bir de ‘Köy Muallim Mektepleri’ kabul edilmişti. 1927–1928 öğretim yılında da Kayseri Zencidere’de bir ‘Köy Muallim Mektebi’ kuruluyor, Denizli Erkek Öğretmen Okulu da bu amaç için düzenleniyordu. Diğer öğretmen okulları beş yıl iken, bu okullar üç yıllıktı. Buradan mezun olanlara köyde, okulun yanında bir ev, üretimi kendine ait olmak üzere bir bahçelik veya hayvan yetiştireceği bir ahırlık verilecekti. Öğrenciyi köy hayatına hazırlamak için, üretime yönelik bu tür yan kuruluşları da vardı. Bu okullar için köy öğretmeni yetiştirmeye yönelik bir program hazırlanmıştı.Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey, hem öğretmenlere çok değer vermiş, hem de öğretmen okullarının yeniden düzenlenmesi ve yeni öğretmen okulları açılması yönünde büyük çalışmalar yapmıştır.1930’ların ortalarına gelindiğinde, ülkedeki yaklaşık 40.000 Köyün 35.000’inde okul yoktu. Nüfusunun % 80’den fazlası köylerde yaşayan bir ülke için bu, oldukça dramatik bir tablo idi. Bu tablo, Cumhuriyet hükümetlerini, ağırlıklı olarak ‘Köy Eğitmen Kursları’ gibi kısa vadeli, fakat köylüye yönelik öğretmen yetiştirme fikrine yöneltti.Gerek 1932 yılında Halkevlerinin kurulması ve güçlü bir şekilde köycülük çalışmalarının başlaması, gerekse yıllarca Türk Ocakları’nda ‘Köycü Doktor’ olarak çalışan Reşit Galip’in Maarif Vekili olması, Türkiye’de tekrar köye yönelik başka bir hareketi doğurdu. O zamana kadar köylerde açılan okullara da, şehirlerdeki öğretmen okullarından yetişen gençler gönderiliyordu. Hatta bunlar 20. yüz yılın başlarından beri Türk Gençliğinde görülen yüksek idealist fikirlerle köye seve seve gidiyorlardı. Ama köyde hayal kırıklığına uğruyorlar ve maddi manevi bir yalnızlık içinde karamsarlığa düşüyorlar, köy hayatını yadırgayıp, insanın doğası gereği, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği şehir hayatına özlem duyuyorlardı. Böyle bir durumda öğretmenler, köyden bir an önce kurtulmak için çeşitli yollar arıyorlar, çevresine uyum sağlamayı ve faydalı olmayı düşünemiyorlardı. Köylüler de aynı şekilde, kendileri gibi yaşamayan, giyinmeyen, yemeyen, içmeyen, öğretmeni benimsemiyorlardı. Öğretmenler en küçük bir tatilde şehirlere kaçıyorlardı. Bunda öğretmen okullarının eğitim şeklinin de rolü vardı. Orada gençler köy gerçeğinden tamamen uzak,teorik olarak yetiştiriliyorlardı. Bu durum Türk eğitiminde uzun zamandan beri gözlemlendiği için, cumhuriyet ilanından beri, köy gerçeğine uygun öğretmen yetiştirmek için ayrı öğretmen okulları kurulması öneriliyordu.Reşit Galip, Maarif Vekili olduktan sonra, Bakanlıkta bir ‘Köy İşleri Komisyonu’ kurarak, ‘Devletin Köydeki Adamı’, köyün en aydını olan öğretmenin hangi özelliklere ve görevlere sahip olması gerektiğini araştırdı. Komisyon, köy öğretmenlerinde şu özelliklerin bulunmasını istiyordu. ‘Köylüyü; devrimci, laik ve Cumhuriyetçi inançlarla yetiştirmek ve bunları köylüye benimsetmek, köylünün sosyal hayatında etkili olabilmek, Türkiye Cumhuriyeti Medeni Kanunu’nun hükümlerini köyde anlatmak ve hâkim kılmak, modern görgü kurallarını köylüye öğretmek, köyün ekonomik hayatını etkileyebilmek, ileri tarım yöntemlerini, pazar ilişkilerini onlara anlatmak, köyün aydını olmak, öğretmenliğin bütün özelliklerine sahip olup, bunları göstermek.’Bir köy öğretmeninin bunları başarabilmesi için, kendine yol gösterecek rehberlere ve bunları başarabilecek yetenekleri kazandırabilen bir eğitime ihtiyaç vardı. Yoksa köyde kendisinden beklenen düşünüş ve devrimleri gerçekleştiremezdi.(devam edecek) dundar_songul@hotmail.com www.songuldundar.com]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/bf956159893d97b908e0bf97d02a4bb8.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bf956159893d97b908e0bf97d02a4bb8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bf956159893d97b908e0bf97d02a4bb8.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/bf956159893d97b908e0bf97d02a4bb8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/cagdas-egitime-giden-yol-ve-koy-enstituleri-1/453/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Apr 2020 13:05:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KANSERİN BESLENME İLE İLİŞKİSİ VE TEDAVİDE KULLANILAN BESİN DESTEKLERİ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KANSERİN BESLENME İLE İLİŞKİSİ VE TEDAVİDE KULLANILAN BESİN DESTEKLERİ       Bütün dünyanın şu anda ortak sorunlarından birisi haline gelen koronavirüs (Covid-19) salgını dönemindeyken sağlıklı beslenmek, kanser tedavisi gören hastalar için çok daha fazla önem taşımalıdır. Koronavirüs hastalığı (Covid-19) özellikle ileri yaştaki kişilerde, kanser hastalarında, bağışıklığı baskılayan hastalıkları olan veya bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanan hastalarda, diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarında, kalp hastalarında, akciğer hastalıkları bulunanlarda daha da ağır seyretmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki ileri yaştaki kanser hastaları, akciğer kanserli hastalar gibi birden fazla risk faktörü bulunan kanser hastalarının çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bir yandan koronavirüs salgını ile savaştığımız bu dönemde kanser hastaları, tedavi süreçlerine uygun beslenerek bir yandan koronavirüse karşı beslenmede dikkat edilmesi gerekenlere de uyarak hareket etmelidir.       Yapılan çalışmalar, kanserlerin büyük bir bölümünün çevresel etmenlere ve beslenme faktörlerine bağlı olduğunu göstermektedir. Zamanında doğal metotlarla ve koruyucu önlemlerle kanser riskini en aza indirmek büyük önem taşır. Hastalık başladıktan sonra dikkat etmek çok daha üzücü, yorucu yöntemlerle ve fazla masrafla sonuçlanmaktadır.       Özellikle kaçınılması gereken yiyecekler arasında; aşırı miktarda fast food tarzı besinler, sanayi türünde çok işlenmiş abur cubur, aşırı miktarda alkol, fazla dozda demir hapları, aşırı sigara, aşırı kahve, radyoaktif ışınlara ve radyasyona maruz kalan besinler, midye gibi deniz dibini tarayan kabuklu canlılar yer almaktadır. Çeşitli ilaçlara ve kimyasal artıklara maruz kalan gıdalar, fazla yağlı şarküteri ürünleri, mevsim dışındaki turfanda sebzeler ve meyveler, hormonlu yiyecekler, katkı maddeli ve kimyasal koruyuculu soslar, konserve besinler, kömür dumanı ile pişen yiyecekler, sağlıksız şekilde yetiştirilmiş tavuklar, aşırı beyaz un ve aşırı beyaz şeker genel olarak uzak durulması gerekenlerdendir. Besinlerde kanserojen maddeler, hatalı pişirme ve besinlerin yanlış hazırlanması nedeniyle oluşabilir. Besinlerin yapısında normal olarak da kanserojen maddeler yer alabilir. Besinlere tatlandırıcı ya da koruyucu olarak katılan maddeler kanserojen etki gösterebilir.       Tüketimi mutlaka artırılması gerekenler içerisinde; ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, lahana, karnabahar, tam tahıllar, semizotu, roka, pazı, havuç, kabak, elma, dut, ahududu, çekirdekli üzüm, vişne, çilek, taze ve mevsiminde sebzeler, mercimek, nohut, narenciye, doğal ve taze süt ürünleri, açık denizde yetişen temiz balıklar, doğal zeytin, saf zeytinyağı, soğan, sarımsak, kırmızı pancar, çiğ badem ve temiz kaynak suyu bulunmaktadır. Besinlerle alınan kanserojen maddelerden korunabilmek için posalı yiyeceklerle beslenilmeli, süt ve süt ürünlerine de ağırlık verilmelidir. Zeytinyağında ve balık yağında kanserden koruyucu yağ asitleri bulunmaktadır. A, C ve E vitaminlerinin kanserden koruyucu özellik taşıdıkları kanıtlanmıştır. Aloe vera, üzüm çekirdeği özü, çam ekstresi, selenyum, colostrum, yabani sarımsak, köpekbalığı kıkırdağı, keten tohumu yağı ve özel ayurvedik preparatlar bilinçli şekilde kullanıldığında faydalı olabilirler. Isırgan tohumu, rezene, mercanköşk, dereotu, zerdeçal, kekik, biberiye, kakule ve zencefil; kansere karşı faydalı baharatlardandır. Eski Amerikan yerlilerinin karışım çayı olan ojibva, tedavide yardımcı rol oynar. Adaçayı, yeşil çay ve kombu çayı tedavi amacıyla kullanılabilir.       Kanserli bireylerde üç temel beslenme hedefi vardır. Bunlar; sağlıklı kiloyu devam ettirebilmek, iyileşme ve tamir için gerekli enerji ve gıdaları sağlayacak sağlıklı besinlerin seçilmesi ve kanserin tekrarlamasını ya da farklı bir kanserin gelişmesini önlemektir. Kanser, bireyin enerji gereksinmesini arttırır. Vücuttaki protein dengesi eksi olur ve kandaki vitamin düzeyleri azalır. Hastada çinko yetersizliği de sık görülür. Çinko başta olmak üzere folik asit, bakır, demir, kalsiyum, A vitamini, D vitamini, C vitamini ve magnezyum eksikliği; kanser hastalarında sık rastlanan vitamin ve mineral eksikliklerindendir. Beslenme desteğinin amacı kanser hastalarında oluşan negatif kalori ve protein dengesini durdurmak veya tersine çevirmektir. Çoğu hastada teşhis sonrası bilgilendirme ve beslenme eğitimi yeterli olsa da hastaların bir kısmı, özellikle ilerlemiş kanser hastaları, sonraki dönemlerde daha kuvvetli desteğe ihtiyaç duymaktadır. Hasta ağızdan alamadığında, besinler ezilerek tüple mideye verilir. Örneğin, 2-3 çorba kaşığı kırmızı veya sarı mercimek, 1 adet havuç veya kabak, 1-2 çorba kaşığı kıyma, 2-3 su bardağı kadar su ile iyice pişirilir ve süt kıvamına gelene dek ezilir, 1 yumurta çırpıldıktan sonra yavaş yavaş karıştırılarak eklenir, gerekirse süzgeçten geçirilir. Karışıma 3-4 su bardağı süt, 1-2 çorba kaşığı sıvı yağ ve yarım su bardağı meyve suyu eklenip hasta, günde 4-6 kez bu sıvı besin karışımıyla beslenir. Sıvı ılık olarak verilir, kalan kısım soğutucuda bekletilir. Hastanın besleneceği sırada meyve suyu, taze sıkılıp eklenirse iyi olur. Özel hazırlanmış enteral beslenme ürünleri kullanılabilir. Hastaya uygulanacak beslenme programına başlamadan önce hastanın beslenme durumu saptanmalıdır. Bundan sonraki aşamada hastalığın türüne, safhasına ve hastaya uygulanan tedavi yöntemine göre program hazırlanır. Herhangi bir kanser tedavisinde kesin, sabit diyet ve beslenme kuralları yoktur. Hastanede kalınan süre içinde özel beslenmeye başlanabilir. Kanser tedavi yöntemlerinden biri uygulandığı sırada ya da uygulandıktan hemen sonra hekimler ve diyetisyenler, beslenme ile ilgili öneriler geliştirirler. Hastane diyetisyeni ile birlikte, uygulanan tedavinin ortaya çıkarabileceği yan etkiler üzerine yiyeceklerin türü ve seçimi yapılır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki kanser hastalarının %20-40’ı hastalık sürecinde oluşan şiddetli beslenme yetersizliği nedeniyle kaybedilmektedir. Günümüzde “onkolojide beslenme destek tedavisi” (nutritional oncology adjuvant therapy) tanımı kullanılmaktadır. Bu tedavi programında spesifik besin öğelerinin destek tedavisi, tümör yanıtının arttırılması, kemoradyoterapi komplikasyonlarının önlenmesi gibi değişik amaçlarla kullanımı dikkat çekmektedir. Bu spesifik besin öğelerinin alımı oral, enteral, parenteral yollar kullanarak uygun bir algoritmanın izlenmesiyle sağlanabilir. Onkoloji hastalarının her besin grubundan bir yiyeceği tüketmesi sağlanmalıdır. Özellikle son dönem kanserli hastalarla yapılmış bir çalışmada C vitamini alımının yaşam kalitesini arttırdığı saptanmıştır. İlerlemiş kanserli hastalarda yapılmış bir çalışmada da oral olarak verilen balık yağının sağ kalımda anlamlı bir artış sağladığı görülmüştür. Kanser hastalarının beslenme durumları, hastalığın cinsine, evresine ve seyrine göre değişerek, ilgili hekimlerin kontrolleri altında bazı sınıflara göre de ayrıca kontrol edilir. Kanser hastaları için alternatif diyetler üzerinde de durulmaktadır. Bromelain, yeşil ve beyaz çay, Gerson diyeti, makrobiyotik diyet, köpek balığı kıkırdağı, latril, Livingstone diyeti bunlardan bazılarıdır. Diyetler kişiye ve hastalık durumuna göre özel olduğundan, önerilen bazı maddelerin ve diyetlerin uygulanması hastada yan etki veya daha ciddi sorunlar yaratabilir. Bu konuda dikkatli olunmalı, hastanın bütün özellikleri dikkate alınarak kendisi için spesifik diyet hazırlanmalı ve takip edilmelidir. Kanser hastasında beslenme hastalığın tedavisi kadar önemlidir. Beslenme durumu her vizitte mutlaka değerlendirilmeli beslenme yetersizliği tespit edilen hastalarda beslenme desteğine başlanmalıdır.       Kanser oluşumunu en az seviyeye düşürebilmek için bir beslenme biçimi özetlenecek olursa; günde yaklaşık 300 gr lif almak, düzenli olarak çeşitli sebzeler ve meyveler tüketmek, alkollü içkilerden uzak durmak, işlenmiş ve salamura yiyeceklerden kaçınmak gerekmektedir. Fazla kilodan, şişmanlıktan kesinlikle kaçınılmalı, gün içerisinde hafif egzersiz yapmaya çalışılmalıdır. Kanseri yenmede morali yüksek tutmanın önemini zaten söylemeye gerek bile yok. Moralinizin ve enerjinizin daima yüksek olmasını diliyorum…                                                                                                    Hilal ŞAHİN (Diyetisyen)                                                                                                hilal_sahin93@hotmail.com                 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/af72023dffe1a47c57fb49b9b150f039.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/af72023dffe1a47c57fb49b9b150f039.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/af72023dffe1a47c57fb49b9b150f039.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/af72023dffe1a47c57fb49b9b150f039.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/kanserin-beslenme-ile-iliskisi-ve-tedavide-kullanilan-besin-destekleri/379/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 12:44:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Koronavirüse karşı uzmanından öneri!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanların, koronavirüs (Kovid-19) salgınından korunma ve genel beslenme önerileri sürüyor.Koronavirüsün bulaşmasını en aza indirmek için sağlıklı ve dengeli beslenmenin, fiziksel aktivitenin ve uyku düzeninin yeterince iyi olması uzmanların önerileri arasında da bulunuyor.koronavirüs (Kovid-19) salgınından korunma ve genel beslenme önerileri hakkında gazetemize açıklamada bulunan Diyetisyen Hilal Şahin, “Dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkilerini sürdüren ve Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi (salgın) olarak sınıflandırdığı koronavirüs hastalığı (Kovid-19) özellikle son günlerde hepimizi ilgilendirmektedir. Virüs salgınında yaşadığımız bu zor dönemde, sosyal mesafemizi korumayla beraber kişisel hijyene, vücut direncine ve doğru beslenmeye dikkat ederek koronavirüsün bulaşmasını en aza indirmeye çalışmalıyız. Bu kritik süreci mümkün olduğunca kolay bir şekilde, en az hasarla atlatabilmek ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için sağlıklı ve dengeli beslenmeye, fiziksel aktiviteye ve uyku düzenine yeterince özen göstermeliyiz.” dedi.Kovid-19’tan korunmada kişisel hijyen kurallarına dikkat etmenin çok önemli olduğunu belirten Diyetisyen Şahin, “Hastalık esas olarak damlacık yoluyla bulaşmakta olup, ayriyeten hasta bireylerin öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçtıkları damlacıklara diğer kişilerin elleri ile temas etmesi sonrasında ellerini ağız, burun veya göz mukozasına götürmeleri ve temas etmeleriyle de geçebilmektedir. Özellikle ileri yaştaki hastalarda ve altta yatan bir başka hastalığı olanlarda enfeksiyon daha ağır seyredebilmektedir. Hastalığın başlıca belirtileri; yüksek ateş, nefes darlığı ve kuru öksürüktür. Daha ciddi vakalarda pnömoni (zatürre), ağır akut solunum yolu enfeksiyonu, böbrek yetmezliği ve hatta ölüm gelişebilmektedir. Bu hastalıktan korunmada kişisel hijyen kurallarına dikkat etmek çok önemlidir. Yüzeylerden bulaşmanın önemi düşünüldüğünde, evinden dışarı çıkan herkesin ortak alanlarda yüzeylere dokunduktan sonra yüz, göz ve ağızlarına dokunmamaya dikkat etmeleri oldukça önemlidir. Dışarıda zaman geçiren herkesin sık sık ellerini yıkamaları, suya ve sabuna ulaşamama durumunda alkol ile el dezenfeksiyonu yapmaları, hasta kişilerle karşılaştıkları zaman daha sık ellerini yıkamaları virüsten korunmaya yardımcı olacaktır. Yeterli ve dengeli beslenmek, kapalı alanları sıkça havalandırmak, düzenli egzersiz yapmak ve kaliteli uyku uyumak bu dönemde yine dikkat etmemiz gerekenlerdendir. Dar alanlar daha riskli olduğundan, mümkün olduğunca asansör yerine merdiven kullanımı tercih edilmelidir. Hastalık belirtileri başladığı zaman mutlaka sağlık kuruluşuna başvurmak, giderken de maske takmayı ihmal etmemek çok önemlidir.” ifadesini kullandı.Diyetisyen Şahin, tek tip beslenmeden kaçınması gerektiğini, öğünlerde farklı renklerdeki besinleri de  tercih ederek çeşitlilik sağlamamızın önemine dikkat çekerek, “Koronavirüsünün ülkemizde etkilerini artırdığı bu dönemde, alacağımız ürünlerin raf ömürlerinin uzun ve gıdaların paketlenmiş olmaları daha doğru olacaktır. Gıdaların dayanıklılığını ve besin değerlerini ön planda tutarak; protein, lif, antioksidan, vitamin ve mineral içerikleri yüksek olanlarını tercih etmeliyiz. Sebze ve meyvelere ağırlık vererek her öğünde mevsimindeki sebze veya meyvelerden tüketmeliyiz. Protein kaynağı alternatifi olan ve her gün tüketilebilecek gıdalar arasında yer alan kurubaklagil grubu gıdaları daha sık tüketmeye çalışmalıyız. Tek tip beslenmeden kaçınmalı, öğünlerde farklı renklerdeki besinleri tercih ederek çeşitlilik sağlamalıyız. Ana öğünlerde toplam yiyeceklerimizin çeyreği sebzelerden, diğer çeyreği tam tahıl ürünlerinden ve kalan yarısının üç eşit parça halinde meyvelerden, yüksek proteinli gıdalardan (kurubaklagiller, et, yumurta, balık, tavuk, yağlı tohumlar, vb.) ve süt ürünlerinden (süt, yoğurt, ayran, peynir vb.) oluşması daha sağlıklı olur. Yeterince su tüketmeye ve günlük beslenmemizde zeytinyağı kullanmaya özen göstermeliyiz. Kan şekerini hızla yükselten şekerli gıdalardan, hamur işi yiyeceklerden, işlenmiş ürünlerden mümkün olduğu kadar uzak durmakta fayda var.” şeklinde konuştu.Yemek yaparken hem hijyene hem de yemeğin iyi piştiğine de dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Şahin, “Aldığımız ürünleri eve getirdiğimizde yerleştirmeden önce gıda ambalajlarını temizlemeli, gıdaları hazırlama öncesinde iyice yıkamalı, yiyecekleri mümkünse her bireye ayrı tabaklarda sunmalıyız. Koronavirüsün besinlerle bulaştığına dair bir bulgu olmasa bile gıda hazırlama aşamalarında temizliğin en üst düzeyde sağlanması, başta et ürünleri olmak üzere pişen tüm yiyeceklerin yüksek iç sıcaklığa erişmesi yani yeterince pişirilmesi oldukça önem taşımaktadır.” diye konuştu.“Raf ömrü uzun gıdaları evlerimizde bulunduralım” diyen Diyetisyen Şahin, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Uzun bir süre evden çıkmayacağımızı göz önünde bulundurarak aldığımız yiyeceklerin bir kısmını daha sonra tüketilmeye, pişirilmeye uygun miktarlarda dondurarak saklamak üzere kaldırabiliriz. Sebzeleri ve meyveleri yıkamadan ve kesmeden buzdolabında saklamamız, raf ömürlerini uzatmamız açısından daha doğru olacaktır. Kuru meyve, çiğ kuruyemiş, kurubaklagil gibi gıdalar oldukça dayanıklı, lif içerikleri ve besin değerleri yüksek gıdalar olduğu için bu tarz raf ömrü uzun gıdaları evlerimizde bulundurmamız iyi olacaktır. Yumurta ve peynir türleri de uygun koşullarda saklandığında dayanıklılığını koruyabilen, kaliteli hayvansal protein içeren gıdalardır. Vücudun önemli savunma mekanizmalarından olan antikorların görevlerini yapabilmeleri için her gün yeterli miktarda protein alınması gerekmektedir. Kırmızı et ve kümes hayvanlarının etleri, zengin protein kaynaklarındandır. Haftada en az iki kez tüketmemiz gereken balığın, tazesini bulamadığımız durumlarda donmuş şekilde veya konserve ton balığı halinde evlerimizde bulundurmamız, karantina sürecinde büyük kolaylık olacaktır. Balık, çeşitlerine göre değişen oranlarda yağ içermekle birlikte içeriğindeki yağ, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olduğu için tüketimini artırmamız gereken yiyecekler arasındadır. Turunçgiller, bağışıklık sistemini destekleyici C vitamini yönünden zengin oldukları için bu meyvelerin tüketimine ağırlık verilmeli, mümkünse salatalara ve tercih edebildiğimiz yemeklere bolca taze limon sıkılmalıdır. Yoğurt, kefir, ev yapımı turşu gibi probiyotik besinlerde bulunan faydalı mikroorganizmalar da bağışıklık sistemini destekleyici özellikte oldukları için bu tarz gıdaları bu dönemde ağırlıklı olarak tüketmeliyiz. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan kişiler için bu dönemde pırasa, brokoli, Brüksel lahanası, turp, kara lahana, sarımsak, soğan gibi sebzeleri önerebilirim. Bağışıklığı destekleyebilmek adına, bitki çaylarından; yeşil çay, taze zencefil, taze zerdeçal, ekinezya, kuşburnu, ada çayı, kök tarçın çaylarını tavsiye ederim. Bitki çaylarını limon ve karanfil ekleyerek de tüketebilirsiniz. Baharatlar içerisinde ağırlıklı olarak toz zencefil, toz zerdeçal, karabiber, kekik, sumak, toz tarçın, kişniş, kimyon, safran gibi antioksidan özellikte olanlarını kullanmak iyi gelecektir. Yine bağışıklığı güçlendirmek için yulaf ezmesi veya yulaf kepeği tüketimi de doğru bir tercih olacaktır. Vücut direncinin yüksek olabilmesi için sağlıklı beslenmenin sürekliliğinin sağlanabilmesi gereklidir. Yeterli düzeyde vitamin ve mineral alımı için sebze-meyve, tam tahıl ürünleri ve yağlı tohumlar gibi yiyeceklerin tüketimi şeklindeki doğal beslenme yöntemi, asıl tercih edilecek yol olmakla beraber; yeterli ve dengeli beslenmeyen, buna imkanı ve zamanı olmayan kişilerin günlük düzenli olarak ve kontrollü düzeyde, çeşitli besin takviyeleri almaları da bu özel dönemde bir alternatif olarak önerilebilir. Bu süreçte bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik önerebileceğim takviyeler arasında öncelikle C vitaminini ve çinkoyu söyleyebilirim. Bunlardan ayrı probiyotikler, beta glukanlar, propolis, kara mürver ekstresi ve omega-3 takviyeleri de yine  vücut direncini artırmak için doğru tercihlerdendir. Bu hastalıkla mücadelede bütün bu kurallara dikkat ederek, sosyal izolasyona ve Sağlık Bakanlığı’nın bu konudaki tavsiyelerine de uyarak bu süreci çok daha kolay ve çabuk atlatacağımıza inanıyorum. Yaşadığımız bu zor günlerin en kısa sürede geride kalmasını ve tekrarlanmamasını umuyorum. Herkese stresten olabildiğince uzak, sağlıklı günler diliyorum.”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/6e9e3b216caa8b6e46017cc13b7311be.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/6e9e3b216caa8b6e46017cc13b7311be.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/6e9e3b216caa8b6e46017cc13b7311be.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/6e9e3b216caa8b6e46017cc13b7311be.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/koronaviruse-karsi-uzmanindan-oneri/336/</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 12:37:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[NEVRUZ BAYRAMDIR…  NEVRUZ UMUTTUR…]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[NEVRUZ BAYRAMDIR…NEVRUZ UMUTTUR… Nevruz, çocukluk anılarımdır...Nevruz, ana yurdumun sıcaklığıdır…Nevruz, atalarımın bayramıdır…Nevruz Bayramı; Terekemeler/Karapapaklar, Azeriler, Kürtler, Farslılar, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Kırgızlar, velhasıl tüm kuzey yarım küre halkları ve bütün dünya Türkleri tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl, ya da başka bir deyişle doğanın uyanışı ve bahar bayramıdır.Nevruz kelimesinin aslı Farsça olup; nev=yeni, ruz=gün anlamına gelmekte ve eski Farsça’ya göre “yeni gün ışığı”, günümüz Farsça’sına göre ise “yeni gün” anlamına karşılıktır.Nevruz, baharın ilk günüdür ve bugün kuzey yarım kürede gece ile gündüz eşitliğinin oluştuğu gündür. Nevruz günü, güneşin ekvatora dik açı ile geldiği gündür. Ayrıca; nevruz günü olan 21 Mart’ta, gün ışığı her iki yarım küre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır.Türkiye’de bir gelenek, diğer Türk Cumhuriyetleri’nin bazılarında ise resmi bayram olarak kutlanmakta olan Nevruz Bayramı, Türklerin Orta Asya’dan demir dağı eritip çıkmalarını ve baharın gelişini temsil eder. Türk kavimlerinin tamamı tarafından M.Ö. sekizinci yüzyıldan günümüze kadar her yıl kutlanan 21 Mart aynı zamanda, on iki hayvanlı Türk takvimine göre yılbaşıdır.Yüzyıllar boyu sürüp gelen ve 21 Mart günü kutlanan nevruz bayramına, Türk boylarına ve Türk yurtlarına göre farklıklar göstererek özel önem verilmektedir. Azerbaycan; nevruzun en canlı olarak yapıldığı, kelimenin tam anlamıyla “bayram” şeklinde kutlandığı Türk yurtlarından biridir.Halk Ozanlarının ve şairlerin dizelerinden nevruzun, bütün Türk ellerinde aynı coşku ile kutlana geldiği anlaşılmaktadır. Şehriyar (Azerbaycan)Bayram yeli çardahları yıhandaNoyruz gülü, yar çiçeği çıhandaAğ bulahlar köyneklerin sıhandaBizi de bir yâd eliyen sağ olsun Fuzuli (Azerbaycan-Anadolu)Her gün açar gönlümü zevki vislin yenledenGerçi güller açmağa her yılda bir nevruz olur. Babür Şah(Hindistan)Ol ki yıllar aylar ötkengey gam ü matem bileŞad ü hürrem bolmagay nevruz bayram bile Nur Ali Kabul (Özbekistan)Türk millatlaming içinde feruzHürlük timsalining örsan nevröz Mahtum Kulu (Türkmenistan)Gelin novruz oldı âlem gülgüzar oldı yineGonçadan güller açıldı mergzer oldı yene Bayram Han (Moğol)Bu gün Nevruz, bu gün bayram bu gün toyKaygı gamsız sevinç yapar her bir öy Kaygusuz Abdal (Mezopotamya-Mısır )Erişti badı nevruz gülistaneGülistan vakti yetti kim uyaneTamamen yeryüzü cümbüş geldiBehişte benzedi devri zemane Pir Sultan Abdal (Anadolu)Sultan nevruz günü canlar uyanırHal ehli olanlar nura boyanırMuhip olan bu gün ceme dolanırHimmeti erince Nevruz Sultan’ın Sonuç olarak; nevruzun bütün Türk dünyasında eskiden beri bir bayram olarak kutlandığı, ozanların dizelerinden açıkça anlaşılmaktadır.Nevruz şiirlerine veya nevruzun geçtiği beyitlere bakıldığı zaman; farklı coğrafyalara ve edebi sahalara mensup olmalarına rağmen Türk şairlerinin nevruz için duygularının ve ifadelerinin büyük ölçüde ortak olduğu görülmektedir.Ortak duygu; Nevruz mübarektir, muhteremdir, kutsaldır, küs olanları barıştıran bir sultan, ilahi bir bayramdır.Nevruz; özel yemeklerin yendiği, özel oyunların oynandığı birlik ve kardeşlik günüdür.Nevruz; sıcaklıktır, enerjidir, ateştir.Nevruz Türklüktür.Nevruz umuttur.dundar_songul@hotmail.com www.songuldundar.com]]></content:encoded>
		    <image>https://www.karspress.com/images/haberler/large/ce390147496435e288cc944231257580.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ce390147496435e288cc944231257580.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ce390147496435e288cc944231257580.jpg"/>
<enclosure url="https://www.karspress.com/images/haberler/large/ce390147496435e288cc944231257580.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.karspress.com/nevruz-bayramdir-nevruz-umuttur/311/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 11:45:27 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>