Tacettin DURMUŞTürkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) öncülüğünde Iğdır Barosu, Kars Barosu ve Kars Ağrı Ardahan Iğdır Tabip Odası, Türkiye-Ermenistan sınırına 16 kilometre yakınlıktaki, Metzamor Nükleer Santralinin, her an bir bölgesel nükleer felakete yol açabileceğini gündeme taşıdı.Metzamor Nükleer Santralinin çalıştığı süreçte Radyasyon yaymaya devam etmekte olduğuna dikkat çeken Iğdır Barosu, Kars Barosu, Türkiye Çevre Platformu ve Kars Ağrı Ardahan Iğdır Tabip Odası, Iğdır Üniversitesinde panel düzenledi. Dün Iğdır Üniversitesi 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu Mehmet Akif Ersoy Yerleşkesinde düzenlenen panelde, Ermenistan’da hali hazırda faaliyette bulunan Metzamor Nükleer Santralinin uluslar arası nükleer tehlike olduğuna vurgu yapıldı. Olası bir kazanın bölgede çok ciddi sonuçlara neden olacağı da belirtilen ve modaratörlüğünü Sabahat Aslan’ın üstlendiği bir panel düzenlendi.Panelde alanında uzman akademisyenler, Iğdır Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aysun Altıkat "Nükleer Enerjinin Çevresel Etkileri.", Turyun Yeşil Düşünce Vakfı Başkanı New Jersey ABD’den Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, "Metzamor Nükleer Santralinin Tehlikeleri ve Geleceği”, Emekli Akademisyen Çevre Bilimi ve Teknolojisi Uzmanı Doç Dr. Enver Yaser Küçükgül, "Ülkemizde Nükleer Radyasyon İzleme, Nükleer Atık Yönetimi ve İzlenimlerimiz." Ve Kars Kafkas Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. İhsan Topaloğlu da "Nükleer Tesisler ve Halk Sağlığı” konulu sunumlar yaptılar. Katılımcılar bugün de Kars’a gelerek Kars Ağrı Ardahan Iğdır Tabip Odası Başkanı Kars Kafkas Üniversitesi Sağlık, Araştırma ve Uygulama Hastanesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Barlas Sülü’nün ev sahipliğinde basın toplantısı düzenledi. Tabip Odasında düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Kars Ağrı Ardahan Iğdır Tabip Odası Başkanı Prof.Dr. Barlas Sülü, Metzamor Nükleer Santrali’nin Ermenistan'ın Türkiye sınırına 16 km, Iğdır'a 30 km uzaklıkta olduğunu hatırlattı.Metzamor Nükleer Santralinin bölge halkı ve tüm Kafkasya coğrafyası için ciddi bir nükleer risk oluşturmaya devam etmekte olduğunu da belirten Barlas Sülü şu ifadeleri kullandı:“İlk reaktörü 1976, ikincisi ise 1980 yılında faaliyete geçen bu santralin yapım sürecinde, bizzat Sovyet bilim insanları ve Ermenistan'daki birçok bilim insanı ile çevre örgütü, tesisin aktif sismik kuşakta yer alması ve olası bir kazanın yaratacağı ağır sonuçlar nedeniyle projeye karşı çıkmıştır.Kamuoyuna da yansıdığı üzere, 1988 yılında meydana gelen Spitak Depremi'nin ardından artan güvenlik kaygıları ve toplumsal baskılar sonucunda santralin iki reaktörü de kapatılmıştır. Ancak Ermenistan hükümeti enerji ihtiyacını gerekçe göstererek yeniden açma kararı almış ve ikinci reaktör 1995 yılında tekrar işletmeye alınmıştır. 2005 yılında planlanan işletme ömrünü resmen tamamlamış olmasına rağmen faaliyet süresi önce 2016'ya, ardından çeşitli uzatmalarla günümüze kadar sürdürülmüştür.
Çernobil'in uzun dönem sağlık etkilerinin boyutu konusunda farklı bilimsel tahminler bulunsa da, radyasyona bağlı sağlık sorunlarının, çevresel yıkımın ve sosyoekonomik sonuçların bugün dahi devam ettiği konusunda geniş bir bilimsel uzlaşı bulunmaktadır. Benzer şekilde Fukuşima felaketinin halk sağlığı, çevre ve ekonomi üzerindeki uzun dönem etkileri hâlen izlenmekte ve araştırılmaktadır.
Bu iki büyük felaket, en gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı ülkelerde dahi nükleer kazaların tamamen önlenemediğini; meydana geldiğinde ise çevre, insan sağlığı ve gelecek kuşaklar üzerinde çok uzun yıllar sürecek etkiler bıraktığını göstermiştir.
Radyoaktif İyot-131: Özellikle çocuklarda tiroit bezinde birikerek tiroit kanseri riskini artırmaktadır.
DNA Hasarı ve Uzun Dönem Sağlık Sorunları: Radyasyon DNA hasarına yol açabilmekte; kanserler başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarının görülme riskini artırmaktadır. Radyasyona maruz kalan topluluklarda doğumsal anomaliler ve çeşitli hastalıklar konusunda çok sayıda bilimsel araştırma yürütülmektedir.
Tarım ve Hayvancılık: Sezyum-137 ve Stronsiyum-90 gibi uzun yarı ömürlü radyoaktif izotoplar nedeniyle tarım alanları, meralar ve su kaynakları uzun yıllar etkilenebilmekte; gıda güvenliği ciddi biçimde zarar görebilmektedir.
Bölgemizde yeni bir nükleer felaket yaşanmadan önce Metzamor Nükleer Santrali kalıcı olarak kapatılmalı ve güvenli biçimde devreden çıkarılmalıdır.Aynı zamanda ülkemizin ilgili tüm kurum ve bakanlıklarını da sınırımızdaki bu ciddi çevre ve halk sağlığı riskinin ortadan kaldırılması için uluslararası düzeyde gerekli girişimleri başlatmaya çağırıyoruz.
Metzamor Nükleer Santrali güvenli biçimde devreden çıkarılana, çocuklarımızın, doğamızın ve bölgemizin geleceği güvence altına alınana kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.Metzamor Nükleer Santrali Rusların Çernobil’den sonra yaptığı en tehlikeli santral olduğu bilinmekte olup teknolojisi eski ve ömrünü çoktan tamamlamıştır. Nükleer Santralinin hala faaliyette olması bölge için çok büyük bir tehlikedir.Metzamor Nükleer Santrali, günümüzde dünyadaki mevcut santraller içerisinde en güvensiz santraller arasında yer almaktadır. Deprem bölgesinde bulunan Metzamor Nükleer Santrali Türkiye ve Ermenistan dâhil Nahçıvan, İran ve Azerbaycan'daki insanların sağlığını ve doğal hayatı tehdit etmektedir. Ayrıca bu santral özellikle Iğdır ilimizde çevre ve insan. Sağlığını çok olumsuz etkilemektedir.Metzamor Nükleer santrali çalıştığı süreçte Radyasyon yaymaya devam etmektedir. Olası bir kaza, Bölgede çok ciddi sonuçlara neden olacaktır. Ülkemiz ve kentimiz, meydana gelecek kaza felaketine karşı hazırlıksızdır.”
1
2
3
4
5
6
7
8
Teknolojisi Eskimiş, Ömrünü Tamamlamış Bir Risk Odağıdır
Metzamor Nükleer Santrali, bugün dünyada işletmede bulunan en eski ve güvenlik açısından en çok eleştirilen nükleer santrallerden biridir. Iğdır'daki Ağrı Dağı ile Ermenistan'daki Alagöz Dağları arasındaki Aras Havzası'nda bulunan tesisin aktif sismik kuşakta yer alması, geçmişte büyük depremlerin yaşandığı bir bölgede bulunması ve günümüz güvenlik standartlarının gerisinde kalan erken nesil Sovyet tasarımı bir reaktöre sahip olması, olası bir nükleer kazanın yaratacağı riskleri artırmaktadır.Çernobil ve Fukuşima'nın Öğrettikleri
1986 yılında yaşanan Çernobil ve 2011 yılında meydana gelen Fukuşima nükleer felaketleri, nükleer kazaların etkilerinin onlarca yıl sürdüğünü ve yalnızca kaza anıyla sınırlı olmadığını bütün dünyaya göstermiştir.Çernobil'in uzun dönem sağlık etkilerinin boyutu konusunda farklı bilimsel tahminler bulunsa da, radyasyona bağlı sağlık sorunlarının, çevresel yıkımın ve sosyoekonomik sonuçların bugün dahi devam ettiği konusunda geniş bir bilimsel uzlaşı bulunmaktadır. Benzer şekilde Fukuşima felaketinin halk sağlığı, çevre ve ekonomi üzerindeki uzun dönem etkileri hâlen izlenmekte ve araştırılmaktadır.
Bu iki büyük felaket, en gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı ülkelerde dahi nükleer kazaların tamamen önlenemediğini; meydana geldiğinde ise çevre, insan sağlığı ve gelecek kuşaklar üzerinde çok uzun yıllar sürecek etkiler bıraktığını göstermiştir.
Derinleşen Felaket: Halk Sağlığı, Tarım ve Hayvancılık
Nükleer kazaların yarattığı tehdit yalnızca ilk anda yaşanan can kayıplarından ibaret değildir. Radyoaktif maddeler toprağa, suya ve gıda zincirine karışarak yıllarca etkisini sürdürebilmektedir. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası kurumların değerlendirmeleri de nükleer kazaların halk sağlığı üzerindeki ciddi etkilerini ortaya koymaktadır.Radyoaktif İyot-131: Özellikle çocuklarda tiroit bezinde birikerek tiroit kanseri riskini artırmaktadır.
DNA Hasarı ve Uzun Dönem Sağlık Sorunları: Radyasyon DNA hasarına yol açabilmekte; kanserler başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarının görülme riskini artırmaktadır. Radyasyona maruz kalan topluluklarda doğumsal anomaliler ve çeşitli hastalıklar konusunda çok sayıda bilimsel araştırma yürütülmektedir.
Tarım ve Hayvancılık: Sezyum-137 ve Stronsiyum-90 gibi uzun yarı ömürlü radyoaktif izotoplar nedeniyle tarım alanları, meralar ve su kaynakları uzun yıllar etkilenebilmekte; gıda güvenliği ciddi biçimde zarar görebilmektedir.
Tüm Bölge Coğrafyası Tehlike Altında!
Erken nesil Sovyet tasarımı olan Metzamor Nükleer Santrali, yalnızca Ermenistan için değil; başta Türkiye olmak üzere Nahçıvan, İran ve Azerbaycan'da yaşayan milyonlarca insan açısından da önemli bir sınır ötesi çevre ve halk sağlığı riski oluşturmaktadır. Özellikle Iğdır ve Aras Havzası'nda yaşayan yurttaşlar açısından olası bir radyolojik kazanın çevre, tarım, su kaynakları ve insan sağlığı üzerinde çok ağır sonuçlar doğurma ihtimali göz ardı edilemez.Kurumlara ve Uluslararası Kamuoyuna Çağrımızdır
Bizler aşağıda imzası bulunan meslek odaları, barolar ve çevre örgütleri olarak; nükleer güvenlikten sorumlu tüm uluslararası kuruluşlara ve Ermenistan hükümetine çağrıda bulunuyoruz:Bölgemizde yeni bir nükleer felaket yaşanmadan önce Metzamor Nükleer Santrali kalıcı olarak kapatılmalı ve güvenli biçimde devreden çıkarılmalıdır.Aynı zamanda ülkemizin ilgili tüm kurum ve bakanlıklarını da sınırımızdaki bu ciddi çevre ve halk sağlığı riskinin ortadan kaldırılması için uluslararası düzeyde gerekli girişimleri başlatmaya çağırıyoruz.
Metzamor Nükleer Santrali güvenli biçimde devreden çıkarılana, çocuklarımızın, doğamızın ve bölgemizin geleceği güvence altına alınana kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.Metzamor Nükleer Santrali Rusların Çernobil’den sonra yaptığı en tehlikeli santral olduğu bilinmekte olup teknolojisi eski ve ömrünü çoktan tamamlamıştır. Nükleer Santralinin hala faaliyette olması bölge için çok büyük bir tehlikedir.Metzamor Nükleer Santrali, günümüzde dünyadaki mevcut santraller içerisinde en güvensiz santraller arasında yer almaktadır. Deprem bölgesinde bulunan Metzamor Nükleer Santrali Türkiye ve Ermenistan dâhil Nahçıvan, İran ve Azerbaycan'daki insanların sağlığını ve doğal hayatı tehdit etmektedir. Ayrıca bu santral özellikle Iğdır ilimizde çevre ve insan. Sağlığını çok olumsuz etkilemektedir.Metzamor Nükleer santrali çalıştığı süreçte Radyasyon yaymaya devam etmektedir. Olası bir kaza, Bölgede çok ciddi sonuçlara neden olacaktır. Ülkemiz ve kentimiz, meydana gelecek kaza felaketine karşı hazırlıksızdır.”
1
2
3
4
5
6
7
8





